Tag Archives: Schutzstaffel
Schutzstaffel ve Meydanlar ve Sokaklar
Published on May 2nd, 2008.
Türkiye’nin devlet ideolojisinde Nazi Almanyası’nın izlerini bolca bulmak mümkün hatta bir kaç iri adım atılırsa neredeyse Nazi Almanyası ile birebir olduğunu söyleme cüreti gösterilebilir.
Schutzstaffel, Nazi ordusunun büyük örgütlerinden biri. Doğrudan Hitler’e ve Nazi Partisine bağlı olarak yönetiliyor. Küçük bir meclis siyasi grubu olarak hayata başlamış, daha sonra değişen ve çoşkunlaşan “konjektür” vasıtasıyla en az Alman Silahlı Kuvvetleri kadar güce sahip olmuş bir örgüt. Bizzat Hitler’in de korumalığını yapmış bu grup, kendini Roma’nın pretoryanları gibi hissettiğinden olacak isimleri de buna uygundur. Türkçe’ye çevrildiği zaman ise “Koruyucu Bölük” anlamında olduğu görülür. Kısaca Führer’in ve Nazi Partisi’nin koruyucuları. Ancak kuruluş belgelerine göz atıldığında amacı şöyle tanımlanıyor: “İnsanlığa karşı işlenmiş suçlardan sorumludur”. Kullandıkları SS simgesi de Runik -Runic Alphabet- yazıtipi ile yazılıyor: Milliyet ile soslandırılmış, dini temelli yazıtipi. )
Fakat 29′dan 45′e kadar Heinrich Himmler yönetiminde o meşhur Aryancı düşünce temelinde (daha önce Aryancılık ile ilgili burada bahsetmiştim) tamamen faşist bir örgüte dönüşüyor. Ayrıca aynı dönemde SS, hem özel “polis” ve “askeri” güçlerinin yetiştirilmesinde kullanılıyor hem de bilindik görevlerine devam ediyorlar. Tabi 2. Dünya Savaşı’nı hazırlayan koşullar altında palazlanan “üstün ırk” söylemiyle iyice vahşi bir ruha bürünüyor. Bu vahşi ruhun ortaya çıkardığı işler ise dünya belleğine kazınıyor: Sayısız Yahudi’nin, koministlerin, gazetecilerin, Çingeneler’in, masumların, eşçinsellerin katli…
Tam bir polis teşkilatı. Dünya üzerinde hiç bir faşist düşünceli iktidara susamış adam yoktur ki, elinin altında hazır SS birlikleri bulunmasın.
Bugün’ün 1 Mayıs’ında, 1 Mayıs 2008′de İstanbul’da görülen manzara da bana acı verici biçimde Schutzstaffel’i anımsattı. Ülkenin hakimi konumundaki siyasi parti, sağı solu yamanmış bohça gibi uyduruk ideolojisi ile HAK-İŞ adıyla “alternatif” bir işçi sınıfı topluluğu yaratmağa uğraşa dursun, demokratlığının sadece kendi idelojik ekseninde olan insanlar için geçerli olduğunu ortaya koydu. Bu partinin başkanı; milyonlarca emekçiyi ayak ilan etti, ardından Adalet Bakanı vasıtasıyla emeğin bayramını kutlamayı, 1 Mayıs 1977′yi anmayı o canım anayasasına aykırı ilan etti. Böylece emek örgütlerinin Taksim diretmesinin yasadışılığı muştulandı. AK Parti.
AK Parti’ye kapatma davası açıldığında bir anda demokrasiyi keşfediveren yönetim takımı, milyonların demokratik talebi karşısında alabilecekleri en düşmanca tutumu aldılar. Çünkü bu sakat düşünceye göre, orada emeğin bayramı değil, “bölücülük” yapılacaktı. Aslında ortada olan basittir. Kendi ideolojilerini bugün var ve muktedir kılan 12 Eylül zanlısı TSK’nın istediği gibi davranmak. TSK bugün PKK vasıtasıyla toplumda ırkçı söylemi ve düşünceyi canlı tutarken, bunun toplumun her kesimine nüfuz etmesi için de müthiş çaba harcamakta. 12 Eylül’ün yok ettiği solun üzerine bir sigara yakarken, yaratılan son derece örgütlü dini yapılanmaya diklenirken komik duruma düşüyorlar. Yıllar yılı uygulanan bu siyasetin sonucu olarak binbir türlü faşist ve dinci faşist örgüt de mutlu mesut hayatını sürdürebiliyor.
Meydanlara 1 Mayıs’ı kutlamak için sınıf bilinciyle koşmaya hazır binlerce emekçinin, köylünün, öğrencinin, işsizin, kadının, çocuğun üstüne Türkiye SS’lerini yolluyor siyasi iktidar. Kendisini yaratan ideoloji ile hamaset masasında oturarak. Bu işin örgütlemesini de SS yöneticileri Karl Hanke ve Heinrich Himmler’den devşirme iki bürokrata yaptırıyor: İstanbul Valisi Muammer Güler ve Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah. Birebir çakma iki SS yöneticisi. Ne konuştukları anlaşılıyor ne de sıfatlarında meymenet var. Zaten vukuatları çok olan bu ikili, SS subaylarına emir veriyor ve binlerce insanın üzerine bir hınçla saldırtıyor. İnsan dövmeğe, kol bacak kırmağa, öldürmeğe, işkence etmeğe dünden alışmış SS subayları da gerekeni yapıyor. DİSK‘in merkezinin önüne sabah namazını müteakip itfaiye misali su sıkıcıları ve ultra mdoern, gelişmiş, pörtlek neferler yerleştiriliyor, her köşe başı tutuluyor, Taksim abluka altına alınıyor… Tam bir savaş düzeni. ÖDP merkezine saldırılıyor, yolsa oturan kadınların kafalarına tekme atılıyor, turistler dövülüyor, kol bacak kırılıyor… Siyasi iktidarın örgütlemeğe çalıştığı HAK-İŞ’in düzenlediği mitinglere dokunulmuyor, ses çıkarılmıyor. Schutzstaffel’in önemi burada yine ortaya çıkıyor: Tarih 1 Mayıs 2008, Yer Türkiye.
19 Mayıslar’da, 23 Nisanlar’da “Nazi Jugend disiplini” ile eğitilmiş gençlerin ve çocukların gösteri yaptırıldığı stadyumlarda örgütlenen halk da pek sesini çıkaramıyor. Carl Diem‘in çocukları, yüce SS’leri koruyacak ve onlara yardım edecektir. Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde atılacak ilk adım Carl Diem’in pisliklerinden arınmak olabilir.
Kendine demokrat ve müslüman AKP’nin bu ülke siyasi sahnesinde sadece bir renk olduğunu belirtmek gerekir. Bugün giderse, yarın yerine biraz farklı olan ama temelde Nazi devşirmesi Türkiye devlet ideolojisi ile işleyen yeni bir parti gelecektir.
Nice 1 Mayıslar’a, beraberce, omuz omuza…
Filled under Political Thing, Türkçe. Comments.



