Geert Wilders, Hollanda’nın kadim neo-nazilerinden biri. Irkçılığı bir yana dursun siyasal yaşamındaki bütün tahayyülleri şiddet ve ayrımcılık uygulamaları ile süslü. Hollanda’lı annesinden, Hollanda’da bir Hristiyan olarak doğmuş olmayı meziyet zanneden binlerce insandan biri. Tabi aynı şekilde övünen başka ülke insanları da mevcuttur. Wilders’ı farklı yapan durum ise, bu insanın bir siyasetçi olmasıdır. Hollanda meclisinin ikinci liginde mücadele eden bir siyasetçi. Eskilerde VVD grubunda olsa da şimdi “Tek Kişilik Dev Kadro” misali Wilders Grubunu yönetiyor. Hollanda kanunları Wilders Grubu gibi abuk isim değişikliklerine izin vermediğinden, Partij voor de Vrijheid yani Özgürlük Partisi çatısı altında siyasete devam ediyor. Şöyle diyebiliriz: Wilders ve Yardakçıları.
Kabaca değerlendirmek gerekirse, Geert Wilders basit bir faşisttir. Yeni emek gücü yaratamayan Avrupa’nın, diğer ülkelerden ithal ettiği emek gücünü ve bu ilişkilerin örgüsünü düşünmeden, “ne de olsa iş veren benim, sen benim kölemsin” neoliberal diskurun yol açtığı sanrılarla hayatını geçiren bir insan. Bu durum hem egosunun hem de saçlarının* şişmesine neden olmuştur. Varlığı bundan ibaretttir. Düpedüz adi bir faşisttir.
Velhasıl, bu insan bir çok örneğini Türkiye’de de gördüğümüz gibi, okuduğunun ne olduğunu idrak edemeden okuduğuna savaş açan bir dangalak. Hazırlattığı filmde Kuran’a atıf yaparak, din kökenli şiddeti aklınca aydınlatmağa çalışıyor. Bunu yaparken hiç de araştırma yapmamış olduğu besbelli… Filmi görünce, bir an aklıma Irak’ın Memri TV’sinde 31 Ocak 2007′de dünyanın düz olduğunu Kuran vasıtasıyla açıklamağa çalışan başka bir dangalak Iraklı über-astronom geldi (Video’yu bu bağlantıdan izleyebilirsiniz). Benim için ikisinin de farkı yok. Kıymetsiz…
Porno kelimesi için Wikipedia’da yapılmış bir tanım vardır: “Pornography or porn is the explicit depiction of sexual subject matter, especially with the sole intention of sexually exciting the viewer.” yani, “Pornografi ya da porno, cinselliğin müstechen olarak, özellikle tek maksadın izleyicinin cinsel olarak uyarılması biçiminde işlenmesidir.” Bu tanım ile yola çıkarak yapacağımız tek şey cinsellik yerine “din” veya “ırk” kelimelerini koymak olacaktır. Biraz zihin jimnastiği güzeldir. Çoğu değersiz sinema yapıtı gibi “Fitne” ya da “Fitna” da bir porno filmdir. Ötesi değil. Bu tip bir toplumsal pornoya imza atmak demokrat bir tavır değildir ve bunun da “ifade özgürlüğü” kalkanında pazarlanması düpedüz yutturmacadır, faşizmdir. Gelmiş geçmiş askeri darbeciler de, Hitler de “ifade özgürlüğü“nü kullanmaktaydı.
Ayrıca film sinema tekniği olarak hiç bir özellik içermemekte daha çok bir potpuri özelliğini taşımaktadır. 9/11 bezemeleri, vahşet eylemlerinin ve söylemlerinin kullanıldığı duygu sömürüleri… Aklına esen bir faşist kendi evinde bir benzerini yapabilir. Film müzikleri ise manidardır: Tchaikovsky’nin Fındıkkıran Suiti”‘nden (Opus 71a) “Arap Dansı”… (Ayrıca videonun yayınlandığı LiveLeak de cebini dolduracaktır )
Geert Wilders’ın düşüncesinin sonu yoktur, yerine yenileri mutlaka gelecektir. Mühim olan faşizme karşı omuz omuza durmaktır.
Fitne Filmini izlemek isteyenler şu bağlantıları kullanabilir: İngilizce ve Hollandaca
GÜNCELLEME: LiveLeak.Com gelen baskılar üzerine, çalışanlarının hayati risk taşıdığı iddiasıyla videoyu yayından kaldırdı.
BioEng Thing bundan sonra üç dilde girdiler içerek. Bu diller ağırlıklı olarak Türkçe olmak üzere, İngilizce ve Hollandaca[1] olacak. Okuyucuların neredeyse yarısının Hollanda’dan olması sebebiyle bu kararı verdim/verdik. Güzel olacak.
James Dewey Watson, DNA’yı keşfeden biliminsanlarından biri (diğerleri: rahmetli Francis Crick ve Maurice Wilkins). Cognitive Daily‘de yayınlanmış bir makalede oldukça fazla eleştirilmiş haklı olarak. Zira “yaptığı işten” kuvvet alarak açık seçik olarak ırkçılık yapmakta ve bunu bilim dünyasındaki otoritesini kullanarak, oldukça çirkin bir şekilde yapıyor. Irk ve bilişsel düzey ilişkisi dahilinde zencilerden bahsederken yakalanmış: (Tırnak içindeki sözler James D. Watson’a aittir.)
Yazardan Alıntı:
He is “inherently gloomy about the prospect of Africa” because “all our social policies are based on the fact that their intelligence is the same as ours – whereas all the testing says not really”, and I know that this “hot potato” is going to be difficult to address. His hope is that everyone is equal, but he counters that “people who have to deal with black employees find this not true.”
Alıntının Tercümesi:
Kendisi “Afrika hakkında kalben bir umutsuzluk” taşıyor çünkü “bütün toplumsal anlayış O‘nların bilişsel düzeyinin bizimkiyle aynı olduğunu söylese de yapılan testler böyle olmadığını söylüyor” ve biliyorum ki bu durumun muhatabını ortaya koymak zor olacaktır. O’nun umudu herkesin eşit olmasıdır fakat buna “zenci çalışanlarla iş yapmak zorunda kalanlar, bu eşitliğin doğru olmadığına inanıyorlar” diyerek karşı çıkıyor.
Goebbels’in kim olduğunu, O’nu tanımlayan düşünce ve eylemlerin neler olduğunu daha önce şurada anlatmağa çalışmıştım. Kısaca hatırlamak gerekirse Goebbels, Hitler’in propaganda bakanıydı. Bir nevi Nazizm’in teorisyenlerinden biriydi ve her şeyden önemlisi bir gazeteciydi.
Uzunca zamandır şiddetin, vahşetin ve silahların gölgesinde gerilen Türkiye toplumunda, hegemonyasını tazeleyerek yeniden ve tekrar tahsis etmeğe çalışan ideolojik çatı neferleri bu ortamı fırsat bilip adeta saldırıya geçti. Toplumumuzu oluşturan bin bir türlü öğeyi ustaca(!) dikatomik ırkçı bir tuzağa taşımak için insan üstü gayret sarfediyorlar. Şiddete ve silahlara karşı çıkmak ve toplumsal barışı savunmak yerine, ayrılığı körükleyerek bu şiddet ortamını baki kılacak insan üstü gayreti sarfediyorlar.
Bu çabaların bir diğeri de, Güneydoğu’dan Batı’ya yaşanan göçü etraflıca irdelemeden, yerini yurdunu bırakmak zorunda kalmış insanlarımızı aşağılamaktır. Bunun tipik örnekleri gün be gün ortaya çıkıyor. Acımasızca hakaret edilen bir sürü insanımız, kardeşimiz, dostumuz, arkadaşımız. Bu düşünceye göre, insanların yer değiştirmesi haksızlık, suç ve hakaret edilmeğe değer bir durum. Bilinçaltları nefretle örülmüş vicdanlar, vicdansızlığın her gün yeniden ürettiği faşist hegemonyaya doğru son sürat evriliyor. Varacağı yer besbelli: Irkçılık. Hem sadece düz bir ırkçılıktan geçtim, sınıf farklılıklarını da işin içine katarak “iş yapan” bir ırkçılık. Ne demiş Hikmet Çetinkaya: “İzmir’de Mardinliler Konak’ ı işgal etmiş. Dönerciler, kokoreççiler o güzelim Halit Ziya Bulvarı’ nın içine etmişler…”. (Yazının tamamı) Bu elim, vahim ve kokuşmuş ırkçılık oyunları üzerine seçkin şöven ağız tam da bu vicdan tipinin özelliği.
Tarih bilgisinin son derece eksik olduğu anlaşılan muhterem yazar, İzmir’i sadece İzmirliler’e ait sanmaktadır. Oysa ki, bir şehrin kültürünün nasıl oluşa geldiği, kimin nasıl katkı sunduğunun, kimlerin gelip geçtiğinin, kime nasıl ait olduğunun idrakı kendi bilişsel düzeyinin gömlek gömlek üzerindedir.
Kent kültürü ve yaşantısından anladığı sadece elitist, şövenist ve ırkçı bezemelerle işlenmiş bir düşüncenin rahat mı rahat döşeğidir. “… içine etmişler” gibi bir yaftalama kullanması son derece anlaşılırdır. Çünkü kendisi bu dünyada varlığı ile dünyanın içine hiç bir şekilde etmemiştir. Hayatı boyunca araba kullanmamış; uçağa, otobüse, trene binmemiş ve atmosferimizin içene etmemiştir, hayatı boyunca hiç bir petrol yan ürünü kullanıp bu tip üretim yapan sanayinin doğanın içine etmesine katkı yapmamıştır, hayatı boyunca hiç bir kimyasal-deterjan vs. kullanmayarak toprağın ve yeraltı sularının içine etmemiştir, hayatı boyunca hiç bir savaşı körüklemeyerek barışın içine etmemiştir, hayatı boyunca kağıttan yapılan gazetelerde yazı yazmamış ve ormanların içine etmemiştir, hayatı boyunca hiç bir şeyin içine etmeyecek kadar akçe pakçedir. Çünkü kendini kimliklendirdiği düşüncesi bu yollara hiç mi hiç başvuramayacak kadar yücedir. Hem kendisi herhangi bir Mardinli’den daha bakımlı, yakışıklı ve güzel görünmlüdür, o yüzden Onlar’ı aşağılama hakkını kendinde görmüştür. Kendisi dönercilik ve kokoreççilik yapamayacak kadar yüce bir mesleğe sahiptir, o yüzden aşağılamak O’nun soyluluk hakkıdır. Kendisi hiç bir zaman sokakta bir şeyler satmağa çalışamayacak kadar über seçkindir. Kendisi göç etmek zorunda kalmayacak kadar soylu, zengin ve iyi muhitlerin insanıdır.
Tarih ve kültürden biraz olsun haberdar olsaydı bu insanları nasıl aşağılayabilirdi? Vicdanı el verir miydi? Türkiye’den Goebbels türevi gazeteci manzaraları izlediniz.
12 Eylül ve benzeri yapıların toplumumuza kazandırdığı tek şey, vicdansızlığın engin ve sakin sularında keyifle kürek çeken bir faşizmdir. Daha ötesi olmadı ve olamayacak.