İnternet Sansürünü Aşmanın Kesin Yolu ve Cingöz Recailer

( Bu Yazıda Kullanacağım “Cingöz Recai” karakteri sadece bir esinlenmedir. Cingöz Recai’nin yaratıcısı Peyami Safa ve sinema filminde emeği geçmiş hiç kimseyi yermek amaçlı değildir. Bu sıfat; Cingöz Recai’nin hiç yakalanmaması, kılık değiştirmedeki üstün başarısı gibi etmenler sebebiyle seçilmiştir. )

İllet-i Sansür

İnternet sansürünü aşmanın tek bir yolu var. Hem öylesine acayip karmaşık, uygulanmasının hiç kimse tarafından becerilemeyeceği, ileri bir teknik yöntem de değil. Herkes yapabilir.

Öncelikle Türkiye İnternetini sürekli polis kontrolünde yürünen bir sokak havasına sokan etmenleri belirlememiz ve analiz etmemiz güzel olacaktır. Bilindiği üzere şu anda yürürlükte bulunan 5652 Sayılı Kanun, halk dilindeki adıyla İnternet Yasası, öncelikle çocuk pornosuna karşı alınmak istenen önlemlerle ortaya çıkarılmış ve toplumun galeyana getirilmesi ile arkasına büsbüyük bir güruh desteği getirilerek hayata geçirilmiştir. Hayata geçiriliş sırasında kapsamı topluma çaktırılmadan iyice genişletilmiş ve diğer tipik yasalarımız gibi, filmlerdeki bilmem kaç kollu dev canavar ahtapot gibi toplumumuzun gündelik yaşantısına bir iğne ile zerkedilmiştir. (Bakınız: TCK 301)

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, vatandaşından korkan bir ideolojik çatıya sahip olduğu için, “polis devletliği” yasaları her daim süperdir, überdir, rokettir. Güncel anayasamız askeri darbe anayasasıdır. Çünkü devletimiz, elinde olan Yasama/Yürütme/Yargı troykası ile toplumun düşünsel deviniminin hayat bulacağı her türlü mecrayı kontrol etmek ister. Düşünce veya fikir mecralarından gelecek olan sözüm ona saldırıyı bertaraaf etmek ister. Varlığını idame etmek ister. Bu yüzden de acımasız olması gerekir. Bizzat kendisinden korktuğu vatandaşını ezer, hor görür, dinlemez. Orta sıklıkta olmak suretiyle, kendine poh poh çeken vatandaşlarını ödüllendirir, onlara iyi bakar, besler, büyütür… Aslında bu durum sadece Türkiye’ye özgü değildir. İdeolojik çatısı kapitalizm ile ortaya çıkmış, belirli dil, tip ve soya sahip olan insan topluluklarının varlığı kullanılarak tesis edilmiş olan her devlette görülür. Biz de bu durumun Türkiye sürümünü yaşarız.

Bugün dünya toprakları üzerinde kurulu olan ve topraklarında düşünce özgürlüğü olduğunu vaad eden hemen her ülke yüzde yüz oranında yalan söylemektedir, atmaktadır, sallamaktadır, sıkmaktadır, palavracıdır. Çeşit çeşit bürokratik yöntemlerle sanki-özgürlük ortamı yaratılır, dışarıya özgürlükçü olarak aksettirilir ve daha sonra ince yollarla cezalar kesilir. Polis devleti olmanın yolu düşünceyi kelepçeleyip boynuna tasma takmaktan geçer. Ayrıca, devletler kendi kolluk güçlerine günde iki saatten az olmamak üzere Big Brothercılık dersleri verir. Kolluk güçlerinin yetersiz olduğunu düşünen devletler, bu yetersizlik ortadan kalkıncaya kadar bir kısım vatandaşına da fahri kolluk gücü yetkisi verir, adına da “ihbar” diyip, olayı sorumlulukmuş gibi aksettirip, millete kakalarlar.

Bu yapıyı ortaya çıkaran herhangi bir zümre değildir. Bir düşünsel histeridir, nevrozdur, koftiliktir. Korkudan korkmak, faşizmin serin sularına doğru evrilip gider.

Bu durumun tek çözüm yolu, ifade/fikir/vicdan/inanç (her türlü düşünsel faaliyet de desek?) özgürlüğünü demokratik mücadele yoluyla devletlerin işleyiş düzeninin içine sokmaktır. Demokrasiyi de sadece sandığa indirgeyerek milleti kekleyen, ebeleyen, sobeleyen düşünce sisteminin ne kadar adi bir şey olduğu gözler önüne serilmelidir. Zira demokrasi algısı sandığa indirgenmiş toplumun vatandaşı ancak oyu kadar vardır. Oyunun ötesinde söz söyleme hakkına sahip değildir.

İradesini sivil toplum kuruluşları aracılığı ile siyasal iktidarlara iletmek isteyen topluluklar neden oluşur sizce?

Bu sebepledir ki, bir fikrin varlığını siyasal iktidarın gözünün içine sokmak, o fikri yaşatabilir, belki dünyamız hukuk düzeni içerisinde ete kemiğe büründürebilir. Polis devleti  sansürünü, internet sansürünü aşmanın tek yolu, fikirlerin demokratik mücadelesinden geçer.

Bugün devlet her hangi iki vatandaşın birbirine sövmesini engelleyemiyor, hatta koskocaman bir stadyum dolusu binlerin her bir ağızdan birbirlerine veya bir başka topluluğa veya bir kişiye sövmesini engelleyemiyorsa, Mustafa Kemal’e de hakaret edilmesini asla ve katiyet ile engelleyemez. Bunu yapacağını, yaptığını ileri süren düşünce de külliyen yanılımaktadır, uçmaktadır ve balkona çıkıp hava alması gerekir. Mustafa Kemal gibi tarihe mal olmuş önemli kişileri “tapıncak” yapıp, yapmayanı taşla sopayla kovalaması oldukça traji komiktir ve anlaşılırdır. Zira tapınılacak hiç bir kurum, nesne, kişi, ruhani varlık hakarete uğrayamaz, uğratılamaz. Uğratan, uğratılmasına müsade eden her tür aracı dombilidir, hemen ipinin çekilmesi gerekir. “O”‘nun, “Bu”‘nun ipini çekmek yerine fikirleri tartışmak hazırcılığı feci şekilde bozguna uğratacağından hiç tercih edilmez, hemen Mobese kameralarına başvurulur.

Demokrasi, demokrasi, demokrasi…

Cingöz Recai Episode V: TürklükÖlçer, TürkMetre, TürkiyeMetre, AtatürkMetre…

İnsanlar, diğer insanların Atatürk hakkında neler düşündüğünü, neler hissettiğini niye ölçmek ister? Hep düşünür, türlü cevaplar ararım…

Sanki Atatürk’ün kendisini dünyaya duyurma zorunluluğumuz varmış gibi… Türkiye Cumhuriyeti tarihine göz atan her insan, bu tarihi merak eden insan, bu tarihi öğrenmek isteyen insan, Atatürk’ün varlığını orada görecektir. Ayrıca anlatmağa gerek yoktur.

Hatırlarım, ya liseye yeni başlamıştım ya da orta okul sonuncu sınıftaydım, o zamanlar internet olayı yeni çıkmıştı. Herkesin dilinde bir internet lafıdır dolaşıyordu. Ben de ilk bağlantıyı babamın torpili sayesinde bulunduğumuz ildeki üniversitenin kurduğu pop’u kullanarak yapmıştım. O aralar gazetelerde televizyonlarda bir hareket olmuştu: CNN (ABD menşeili olan) bir anket açmış ve insanlardan bir kaç lider arasından yüzyılın liderini seçmesini istiyordu. Çünkü yüzyıl bitmek üzereydi ve bu yeni yetme arkadaşlar bir heyecan aramaktaydılar. İlk web 2.0 deneyimlerinden biriydi insanların. Şimdiki gibi internet öyle her yerde bulunabilir bir şey değildi, internete bağlanan kişi filmlerdeki uçuk kaçık hackerlar gibi görülüyordu.

Velhasıl çok ilginç bir şey oldu ve Milli Eğitim Müdürlükleri’nden okullara yazılar geldi: “Öğrencilerinizi toparlayın durumu anlatın ve faks paralarını kendileri karşılamak üzere CNN’in anketine Atatürk cevabını yollamalarını söyleyin” (meali budur). Öğretmenlerimiz dile getirdi, sonra sınıf başkanları para topladı, sonra hazır metinler dağıtıldı biz de imzaladık, sonra sınıf başkanları bu anket cevaplarını alarak PTT’den Amerika’ya fax vasıtasıyla ulaştırdılar. Ayrıca internete erişebilen insanlar “parnak” ile sayılabilecek durumda olduğundan, okullarda sürekli bu kişilere oy verme talimatı veriliyordu. O devirde cookie nedir, ne değildir haberi olmayan bünyem, bir kaç kez üst üste oy vermeğe çalışıp başarısız olunca büyük hüsrana uğramıştı.

Vakit geldi geçti, Dünya’nın Yedi Harikası’nın tekrardan seçileceği bildirildi, çok çeşitli oylamalar başlatıldı, hep popüler olanlarda Türkiye halkı oy vermeğe teşvik edildi. Hepimiz girdik gördük ki, bu tip oylamalarda hep Türkiye’den yapılar, doğal güzellikler fersah fersah açık arayla önde idiler.

Vakit geldi geçti, “Olimpiyatlar Nerede Yapılsın?” diye soruldu, cevap yine aynıydı: Hep Türkiye, Hep Türkiye….

Allahım, bütün dünya çıldırmış, bütün bu çeşit anketlerde illa ki Türkiye veya Türkiye’ye dair bir şeye oy veriyordu, dünya Türkiye Türkiye diye çalkalanıyordu. Herkes bizi o kadar seviyordu ki, devletimiz sınır kapılarını yabancı akınlarına karşı kapattı. Zaten biz de Avrupa’da yaşayan Türkler olarak her daim el üstünde tutuluyor, hiç bir zaman aşağılanmıyor, hakarete uğramıyorduk. Bir elimiz yağda bir elimiz baldaydık… Bu anket işleri de zaten bu durumları tescilliyordu.

Vakit yine geldi geçti, Facebook icad edildi. Facebook’da insanlar vatan kurtarmağa başladılar. Kimisi Atatürk’ü kullanarak bir takım zıbıdık web uygulamaları geliştirip para kazandı, kimisi kazandığı parayı şov yaparak Mehmetçik Vakfı’na bağışladı. ( Bu arada Mehmetçik Vakfı’nın sürekli bağışçılarının tanıdığım bir kaçı duydukları vicdani sıkıntıyı dile getirdiler. Bu bir-iki kişi isimlerinin belli olmasını istemiyor, burada da asla belirtmeyeceğim. Bu insanları suçluluk duygusuna sevk etti. Zira kimsenin, bu kişilerin yaptıkları bağışlardan haberi yoktu ve her gün bu kişilere bu garip, zıbıdık internet uygulamaları aracılığı ile duygu sömürüsü yapılıyordu. )

Vakit yine gelip geçmeğe devam etti. Çocukluğumda gerçekleşen CNN anket vakasını tekrar farkettiğini/anımsadığını düşündüğüm bir ve/veya bir kaç Cingöz Recai bu işe el attı, bir anket sitesi kurdular ve yine Atatürk’ü oylattılar. Hatırasını sömür sömür sömürdüler. İnsanların vicdanlarına tuz bastılar, acı çektirdiler. Sadece sevenlerin dışında acı çekmek, suçlu durumuna düşmek istemeyen insanlar da koşup oy verdiler. Böylece anket amaçlı kurulmuş gibi gözüken herkes özünde AtatürkMetre olarak kurulmuş bir sitedede vicdanını rahatlattı. Vicdanların rahatlaması, sitenin kurucularının cebini doldurdu. Fakat bu kişiler hep kim olduklarını gizlediler, takma isimler kullandılar. Aynı Cingöz Recai…

İnsanların her ne türlü olursa olsun fikirleri, düşünceleri, istekleri, arzuları, özlemleri sömürüldü! Adına gazete diyebilen bir takım büsbüyük, hakikaten çok büyük basın kuruluşları da bu işe alet oldular, çarşaf çarşaf haber yaptılar, para kazandılar.

Daha sonra öğrendim ki bu insanlar, çılgınlar gibi bu durumları yuhalayarak yeni bir oluşum başlattıklarını anlattılar ve bir forum kurdular. Bu forumlara girdim baktım. “Türk Milleti’ni Bilinçlendirme Yeri” gibi fantastik laflarla doluydu. Türkiye’de yaşayan her vatandaşın etraflıca veya değil kütüphane gibi güzel bir olanağı var, gider okur, ne düşünecekse, neye karar verecekse orada okuyarak, çalışarak karar verir/verebilir. Onlar yetmedi kitapçılarda satılan sayısız kitap, dergi vs. var… Tabi bu tip mecralar tamamen tribün mantığıyla işlediği için olası müşterisi de çok olacaktır. Yine sahibinin cebi dolacaktır.

Zihin jimnastiğine biraz katkısı olur diye pek tabi teşekkürlerimi sunacağım ve sizi yönlendirmek istediğim insanlar var:

http://beyn.org/who-should-live-again/

http://beyn.org/ataturk-sevgisini-somurerek-para-kazanmak/

Sevigiyle, saygıyla…

PDF Sürümü/Version

Popularity: 34% [?]

Posted on 3 February '08 by admin, under Political Thing, Türkçe. 2 Comments.

İnternet Radyo-TV’si isteyen bünyelere…

Yurtdışında bulunduğunuz yerde uydu yayınına erişiminiz yoksa, anadiliniz ile yayın yapan radyo-tv gibi enstürmanlara ulaşma konusunda internet çok çok önemli bir hale geliyor. Bu konuda hali hazırda bir sürü kaynak olsa da, çoğu yetersiz altyapı sebebiyle kullanılamaz durumda ya da sürekli değil.

İnternet üzeri radyo-tv yayıncılığında Türkiye’de hali hazırda diğer örneklerine fark atan Doğuş Yayın Grubu‘nun çıkardığı Sipru (Sipru Web Sitesi uzun zamandır güncellenmiyor, halen Beta 1 versiyonunun duyurulduğu şekilde devam ediyor yayına). Sipru IPTV konusunda diğer medya gruplarına oldukça fark atmış durumda… Bir diğer örnek de Power Medya Grubunun radyo ve televizyonları. Altyapıları oldukça iyi olduğu için yayınları kesintisiz olarak izlemek konusunda herhangi bir sıkıntı yok. Her saniye başka dillerin konuşulduğu ortamlarda bunalan bünyelere şiddetle tavsiye ederim.

Ekte, POWER-Türk TV, Türk-FM, XL, FM yayınlarını elde edebileceğiniz .pls dosyaları mevcut. Tadını çıkarın…

Power FM, PowerTürk FM, PowerTürk TV, Power XL

Popularity: 33% [?]

Posted on 16 December '07 by admin, under Internet Thing, Türkçe. No Comments.

Ali Saydam Buyurmuş…

Ali Saydam

Akşam gazetesi yazarı sayın Ali Saydam “Benim ‘blog’um da yok Facebook üyeliğim de” başlıklı internet dünyasına eleştirel bir bakış taşıyan bir yazı kaleme almış. Yazının özetlenmiş bir haline gerek olmadığından, ilk önce yazıyı okumanızı salık veririm.

Facebook için yazdıklarını bir kenara bırakarak, bloglar için getirdiği eleştirilere cevap vermek isterim. Facebook gibi bir vakanın eleştirisini daha sonra yazacağım. Bir kere blog dediğimiz bir çeşit web sitesidir. Geleneksel web sitelerinde ayrıldığı noktalar ise kendine özgü bir ekosistemi olması. Blog öyle veya böyle bir çeşit gazete ve/veya basın organı olarak nitelendirilebilir. Zira bloglar bir yapay zeka yazılımı veya makinası tarafından oluşturulmuyor (belki yapılanlar vardır), bildiğiniz Ali Saydam gibi kanlı canlı insanlar tarafından oluşturuluyor. Bu insanların kimisi bu işi para kazanmak ve popüler olmak için yapar kimisi de içinde yaşadığı dünyada olup bitenleri eleştirmek ve/veya haber yapmak için. Spam tabir edilen bloglar dışında bir sürü blog artık ciddi bir basın organı olarak görülüyor. En son Burma’daki ayaklanmayı dünya toplumuna duyuran bölgedeki gazetecilerin veya sivillerin sahip olduğu bloglardı. Bloglar, Burma’daki müthiş hükümet baskısı altında çalışan gazetelerden çok daha önemli bir görevi yerine getirdi. Çünkü bireysel bir yayıncılık, adı üstünde bireysel olduğu için bağımsız olarak nitelendirilebilir. Bağlı olduğu kurum ve/veya kuruluş yoktur. (Ancak ödeme ile yazı yazılan bazı bloglar da mevcut, hatta özellikle ABD’de bu durumu örgütleyen bir çeşit pazar yeri olan web siteleri de mevcut. Bu blogların bağımsızlık çizgisi, reklam verenlerin varlığı ile sönüp gider. Bu işe girenlerin kimisi bunu şiddetle reddedebilir: “Hayır o blog girdisi dışında bağımsızım” ile başlayıp sonra da tartışmayı bir anda ad hominem’e doğru evirirler. Kaçırdıkları nokta, blog yazıları yazarken elde ettikleri popülerliği baki kılmak suretiyle bu ısmarlama yazıları yayınlayabilecekleri gerçeğidir. Adeta bir işçinin ruhunun makinanınkiyle yer değiştirmesi vakasında olduğu gibi, reklam ruhunun o blogun ruhuyla yer değiştirmesidir. Şu anda okuduğunuz blog da reklam yayınlamaktadır. Bu durum, bende hatırı olan bir arkadaşımın online reklamcılık hakkında hazırlmakta olduğu bir doktora tezi için veri toplamak amacıyla yapılmaktadır. Elde edilecek gelirler de UNICEF’e bağışlanacaktır.)

Ali Saydam’ın yakındığı bir nokta da bu blogların yeri yurdu olmamasıdır. Evet, bağımsızlık da budur ya, internet bağlantısının bulunduğu her yerden bloga ulaşılabilir, yazı yazılabilir. Örneğin, bu blogun yeri yurdu genellikle kendi odamdır. Sayın Saydam’ın sonuç fikrini iletmeden edemiyeceğim:

Sonuç: Ben internet ortamının, yeri yurdu belli, etkileşimli web siteleri ve ciddi CRM programlarına dayalı yapılar hariç, rüştünü kazanıp haysiyetli ve itibarlı bir iletişim aracı haline gelene kadar etkisinin fazla ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyorum.

Kendisi ciddi şekilde yanılmaktadır. İnternet’in bugün iletişim çağında bizlere yaşattığı dev dönüşüm sayın Saydam’ın olayları idrak etmekteki bilişsel düzeyini gözler önüne sermektedir. Bir kere kendi yazısı bile çoğu insana Akşam gaztesinin web sitesi aracılığı ile ulaşıyor. Gazete web siteleri de doğaları gereği blog benzeri yapılardır. Kişisel bir blogun büyük ölçekli örnekleridir. (Örneğin bugün RSS beslemesine sahip olmayan gazete web siteleri oldukça az…). İnternet’in ciddiyetini, saygınlığını, olanaklarını indirgeye indirgeye CRM (Herkes biliyor ya. Hava atıyor beyimiz. CRM: Customer Relationship Management - Müşteri İlişkileri Yönetimi) gibi yapılarla indirgeyen bir düşünce varsın hiç internet kullanmasın. TCP/IP protokolü kullanılarak elde edilen hiç mi hiç bir havadisi, haberi, bilgiyi kullanmasın… Kendi tabiriyle bizlerin bir kısmı “e-şerefsiz“, hakaret ediyor, eleştiriyormuşuz diye. Kendi idrak düzeyinde bir insan için anlaşılabilir yorumdur, sonuna kadar saygı duyuyorum ama ciddiye alınacak bir yargı olmadığını altını çizerek söylüyorum.

İnternet şirketleri şu kadar para kazandı, bu kadar büyüdüler, şöyle patladılar gibi haber veya yorum yazmaktan ekseriyetle kaçınırım. Ancak muhtemelen Facebook, Akşam’ın sahip olduğundan çok daha büyük bir binaya ve 10 tane Akşam gazetesi satın alacak bir güce sahip. Bunu kesinlikle bir aşağılama/benim babam senin babanı döver olarak söylemiyorum. Sadece ne kadar sevmesem de bir durum tespiti olarak söylüyorum.

“rüştünü kazanıp haysiyetli ve itibarlı bir iletişim aracı haline gelene kadar etkisinin fazla ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyorum.” Bu laf ise bizlerin oluşturduğu bu ekosistemin dolayısıyla bizim herhangi rüşde sahip olmadığımızı, hasiyetsiz olduğumuzu söylüyor. Bu durumda bize alenen hakaret ediyor. Bu hakaretin doğrudan bir hedefi olmadığı için kendisi bu iş içinden rahatlıkla sıyrılabilir. Aklınca kıvrak bir manevra ile kıytırık bir sonuç cümlesi yazarak herkese hakaret etmeği kendi haysiyetinin bir parçası olduğunu itiraf etmiştir.

Gerisini siz düşünün artık.

Set Goebbels = Goebbels +1.

Popularity: 41% [?]

Posted on 12 December '07 by admin, under Political Thing, Türkçe. No Comments.

Yeni Gmail !!

Gmail

Slashdot‘da, ZDNet [2] ve Tech.Blorge.com‘da duyurulduğuna göre Google, Gmail‘in yeni sürümünü kendi belirlediği kullanıcılara test ettirmeğe başlamış. Kısa zaman içinde yeni arayüzü ile karşımıza çıkacakmış.

Öğrenilebilen yeni özellikleri ise daha önceden konuşulan Google Gears entegrasyonu. Diğerleri ise; yeni bir arayüz (Google Documents&Spreadsheets bu değişimi yakın zamanda yaşadı), çeviri bileşeni ve güvenlik bileşeni :).

  • Google Gears ile birlikte GMail’in offline kullanımı mümkün olacak…
  • Güvenlik bileşeninde ise en son bağlınılan IP adresini ayrıca aynı anda sizinle beraber bağlı olan birisi varsa varlığını öğrenebileceksiniz.

Popularity: 28% [?]

Posted on 23 September '07 by admin, under Google Thing, Türkçe. 2 Comments.