Tag Archives: Faşizm
Tayyip Erdoğan’ın ve Türkiye’nin Kadınları
Published on March 11th, 2008.
8 марта это день восстания рабочих женщин от кухонного рабства*
*: 8 Mart, Mutfak Köleliğine İsyan Eden Emekçi Kadınların Günüdür.
Feminist Mücadelede Hayatını Kaybeden, Ezilen, Hor Görülen, Sömürülen Kadınlara Adanmıştır.
Feminizm algısının, kadınımcılık oynayan kadın bireylerin hal ve hareketlerine indirgendiği günümüz siyasi yaşantısında geçiyor bu yaşananlar. 8 Mart’ı, bugünün ucube kutlamalar silsilesi içine eklemleyen siyasi tavırdır yaşananlar. Kadın sözcüğünü telaffuz edemeyip “bayan” sözcüğünü teleffuz edenlerin öyküsüdür yaşananlar. Erkek egemen kapitalist üretim dizgesinde, zamanla boy göstermeğe ve hakkını aramak için mücadele etmeğe başlayan kadınların gözyaşlarıdır yaşananlar.
Resmi olarak 1909 yılında ilk kez kutlanır “Uluslararası Kadınlar Günü”. Baş rolde zamanın ABD’sinin “Amerika Sosyalist Partisi” vardır. Biraz muallak da olsa 1850′lerde başlayan emekçi kadın direnişi, 1908′de Amerika’da binlerce emekçi kadın yaşamsal hakları ve oy verme hakları için New York’ta yürümesiyle dünya gündemine girer ve 1911′ New York “Triangle Shirtwaist Fabrikası Yangını”yla doruğa çıkar. 140 emekçi kadın yanarak hayatını kaybeder. Bu tarihten sonra Uluslararası Kadınlar Günü daha da önem kazanacaktır. Alman sosyalist yoldaş Clara Zetkin’i anarak burada Feminist mücadelenin tarihi konusunda ahkam kesecek değilim. İlgilenenler şu makaleye göz atabilir: Temma Kaplan, “On the socialist origins of International Women’s Day” Feminist Studies 11, No. 1 (1985), pp. 163-171. [1], [PDF].
Burada insan şu soruyu soruyor kendine: “Peki 1 Mayıs kimin bayramı?”…
Sovyetler’in çöküşü ile “Güzellik ve Analık” mertebesine indirgenen 8 Mart, yakında sevgililer günü gibi kutlanmağa başlayacaktır. Hatta sokakta birbirini tebrik eden onlarca insanı görebilirsiniz: “Kadınlar Günün Kutlu Olsun”. Bir Feminist Mücadele vardı ne oldu O’na?
Nezihe Muhiddin ve Halide Edip…
[Alıntı]
…1923′te gündeme gelen ve kadınlara seçimlere katılma hakkı tanıyan yasa reddedildi. Ardından Nezihe Muhiddin Hanım’ın Kadınlar Halk Fırkası kurup aktif olarak siyasete katıldı, 1924′te Türk Kadınlar Birliği kuruldu. Bu iki girişim erkeklerin insafına ve anlayışına emanet edilmiş bir tavrı benimsemediler de. Türk Kadınlar Birliği seçme hakkı meselesini konferans zeminlerinde, basında dile getirdi ve itirazlarını BMM önünde gösteri yapmaya kadar vardırdı.
Bunların sonucu olarak önce Belediyeler Kanunu ile 1930′da ilk adım atıldı. Kadınlar belediye seçimlerine katılabileceklerdi. Ardından 1933′te Köy Kanunu bu yönde değiştirildi. Muhtar ve ihtiyat heyeti seçimlerinde kadınlar oy kullanabilir oldular. Ve nihayet 5 Aralık 1934′te Anayasa değiştirilerek kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı….
Türkiye hep kadınlara Dünya’da ilk kez seçme ve seçilme hakkı tanıyan ülkeyim diye övüne gelmiştir. Halbuki bu durum hiç de öyle değildir, iyi bir araştırma ile Türkiye’nin tren katarının sonlarında olduğu açıkça görülebilir. Kraldan çok kralcı Kemalist düşünce neferlerinin meziyetlerinden biridir. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilidikten sonra, kadınlar yine toplumun baskısına bunun ardından evlerine, kocalarının şiddetine ve zulmüne iade edilir. Kurtuluş Savaşı sırasında kadınlarımızın ortaya koyduğu üstün çaba sonsuz yüceltilip yine kadınlarımızın sofrasına bir afyon olarak konulur. Anadolu kadını, Kurtuluş Savaşı’nda kendini feda etmiştir. Bu müthiş bir fedakarlıktır. Daha sonra Yaprak Zihnioğlu da bu durumu “Kadınsız İnkılap Nezihe Muhiddin Kadınlar Halk Fırkası Kadın Birliği” adlı kitabında “kadınsız inkılap” olarak adlandıracaktı. Daha etraflıca bir okuma için bakınız:
- Nezihe Muhiddin, “Nezihe Muhiddin ve Bütün Eserleri“, (4 Cilt) 2006, Kitap Yayınevi.
- Halide Edip, “Yirminci Asırda Kadınlar“, 1913, Mektep Müzesi Dergisi.
- Serpil Çakır, “Osmanlı Kadın Hareketi“, 1994, Metis Yayınları.
- Yaprak Zihnioğlu, “Kadınsız İnkılap Nezihe Muhiddin Kadınlar Halk Fırkası Kadın Birliği“, 2003, Metis Yayınları.
- Avni Özgürel, “Erkeklere karşı varlık mücadelesi“, 2007, Radikal Gazetesi [Bağlantı].
- Hale Kaplan Öz, “Her başarılı kadının arkasında da bir kadın var“, 2007, Yeni Şafak Gazetesi [Bağlantı].
- Bahar Çuhadar, “Geç de olsa tanıştık“, 2006, Radikal Gazetesi [Bağlantı].
- Yeşim Arat, “TOWARD A DEMOCRATIC SOCIETY, The Women’s Movement in Turkey in the 1980s”, 1994, Women’s Studies Int. Forum, Vol. 17, Nos. Z/3, pp. 241-248. [Bağlantı].
Tayyip Erdoğan ve Bülent Ersoy…
Müthiş bir cesaret örneği göstererek hissiyatını ve fikrini dile getiren Bülent Ersoy, daha sonra da yaygın olarak yapılan “kıvırma” taktiğini uygulamayarak gözümde müthiş bir saygınlık kazanmıştır. Karşısına milyonlarca homofobik, kadın düşmanı ve faşist insanı almak pahasına yapmıştır. Alnından öpmek gerekir. Kendine toplumun ahlak bekçiliği gibi bir makamı (ideolijiyi) seçen RTÜK başkanı da kendisine kızmıştır!. Türk Aile Yapısı‘na uygun düşmezmiş. Kendisine hiddetle sormak isterim Türk Aile Yapısını kim, nerede, ne zaman, nasıl, niçin tanımlamıştır?
Tahayyülle dair bir ipucu vereyim: Yeknesak bir toplum yapısı.
8 Mart’ta Anıtkabir’i ziyaret eden, Cumhuriyet elden gidiyor diye korkutularak -koşullandırılarak- histerik bir biçimde titreyen o kadınlar… 8 Mart’ı sahiplenenler için zihin açıcı bir yazı ve her zamanki gibi Yıldırım Türker… Belki bir yerden tanıdık gelir diye şu resme göz atmalısınız:
(İkinci Dünya Savaşı sırasında İtalya’da yayınlanmış bir propaganda afişi.)
Mussolini, İtalyan nüfusunun olması gerekenden daha az olduğundan yakınıyordu ve bunun bir sorun olduğunu düşünüyordu. Kısa süre içinde İtalya nüfusunu 2′ye katlamak gibi bir amacı vardı (Hedef 1950′de 60 milyon İtalyan idi). Bunu da “Doğum Savaşı” -Battle of Births- adını verdiği bir kampanya ile sağlayacağını düşündü. Ailelere 5 çocuk hedefi kondu ve bundan fazla doğuran kadınlar da Faşist hükümet tarafından ödüllendirilecekti. Bu heyecan ile Roma’daki Palazzo Venezia’da toplam 1300 çocuk doğurmuş 93 tane anne ile birlikte toplantı yapması tarihin sayfalarındadır. Daha ayrıntılı bilgi için bakınız: Durham, Martin: “Women and Fascism”, 1998, Routledge [Bağlantı]
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, R. Tayyip Erdoğan da “Uluslararası Kadınlar Günü” sebebiyle, mini mini çocukları mıncıklarken, kadınlarımıza görevlerini ve ödevlerini tekrar hatırlattı. “3 Çocuk Yapın”. Aferin sayın Erdoğan. Kiminiz tarih tekerrürden ibaret yanılgısına düşebilir. Bu kesinlikle yerinde bir görüş değildir. Tekerrür eden sadece ve sadece faşist ideolojidir.
Kadın Her Yerde!
Kadın her yerde.
Savaşlarda ağlayan kadınlar her yerde: Annemiz, kapı komşumuz.
Evinde kendine verilen ödevi yapan kadınlar her yerde: Teyzemiz, temizliğe gelen Fatma ablamız.
Aşağılanan, tacize uğrayan kadınlar her yerde: Yarimiz, okul arkadaşımız.
Emeği sömürülen kadınlar her yerde: Fabrika’daki Ayşe ablamız, kapıcının karısı Aliye teyzemiz.
Zorla evlendirilen kadınlar her yerde: Yan mahalledeki Gülşah teyzemiz…
Erkek egemen dünyanın dayağını yiyen kadınlarımız her yerde, tecavüze uğrayan kadınlarımız her yerde, bir ciklet gibi genelevlerde satılan kadınlarımız her yerde…
Bütün erkek egemen dünya hıncını biriktirmiş ve kadınların üzerine kusmakta…
Kadınlarımız! Onlar isimsiz milyonlar, milyarlar.
Sağlıcakla…
…önce eylem vardı!
Technorati Tags: 8 Mart,Uluslararası Kadınlar Günü,IWD,International Womens Day,Faşizm,Bülent Ersoy,Tayyip Erdoğan,Mussolini
Filled under Political Thing, Türkçe. Comments.
Türkiye’nin Yeni Nesil Goebbels’leri
Published on December 5th, 2007.
Goebbels’in kim olduğunu, O’nu tanımlayan düşünce ve eylemlerin neler olduğunu daha önce şurada anlatmağa çalışmıştım. Kısaca hatırlamak gerekirse Goebbels, Hitler’in propaganda bakanıydı. Bir nevi Nazizm’in teorisyenlerinden biriydi ve her şeyden önemlisi bir gazeteciydi.
Uzunca zamandır şiddetin, vahşetin ve silahların gölgesinde gerilen Türkiye toplumunda, hegemonyasını tazeleyerek yeniden ve tekrar tahsis etmeğe çalışan ideolojik çatı neferleri bu ortamı fırsat bilip adeta saldırıya geçti. Toplumumuzu oluşturan bin bir türlü öğeyi ustaca(!) dikatomik ırkçı bir tuzağa taşımak için insan üstü gayret sarfediyorlar. Şiddete ve silahlara karşı çıkmak ve toplumsal barışı savunmak yerine, ayrılığı körükleyerek bu şiddet ortamını baki kılacak insan üstü gayreti sarfediyorlar.
Bu çabaların bir diğeri de, Güneydoğu’dan Batı’ya yaşanan göçü etraflıca irdelemeden, yerini yurdunu bırakmak zorunda kalmış insanlarımızı aşağılamaktır. Bunun tipik örnekleri gün be gün ortaya çıkıyor. Acımasızca hakaret edilen bir sürü insanımız, kardeşimiz, dostumuz, arkadaşımız. Bu düşünceye göre, insanların yer değiştirmesi haksızlık, suç ve hakaret edilmeğe değer bir durum. Bilinçaltları nefretle örülmüş vicdanlar, vicdansızlığın her gün yeniden ürettiği faşist hegemonyaya doğru son sürat evriliyor. Varacağı yer besbelli: Irkçılık. Hem sadece düz bir ırkçılıktan geçtim, sınıf farklılıklarını da işin içine katarak “iş yapan” bir ırkçılık. Ne demiş Hikmet Çetinkaya: “İzmir’de Mardinliler Konak’ ı işgal etmiş. Dönerciler, kokoreççiler o güzelim Halit Ziya Bulvarı’ nın içine etmişler…”. (Yazının tamamı) Bu elim, vahim ve kokuşmuş ırkçılık oyunları üzerine seçkin şöven ağız tam da bu vicdan tipinin özelliği.
Tarih bilgisinin son derece eksik olduğu anlaşılan muhterem yazar, İzmir’i sadece İzmirliler’e ait sanmaktadır. Oysa ki, bir şehrin kültürünün nasıl oluşa geldiği, kimin nasıl katkı sunduğunun, kimlerin gelip geçtiğinin, kime nasıl ait olduğunun idrakı kendi bilişsel düzeyinin gömlek gömlek üzerindedir.
Kent kültürü ve yaşantısından anladığı sadece elitist, şövenist ve ırkçı bezemelerle işlenmiş bir düşüncenin rahat mı rahat döşeğidir. “… içine etmişler” gibi bir yaftalama kullanması son derece anlaşılırdır. Çünkü kendisi bu dünyada varlığı ile dünyanın içine hiç bir şekilde etmemiştir. Hayatı boyunca araba kullanmamış; uçağa, otobüse, trene binmemiş ve atmosferimizin içene etmemiştir, hayatı boyunca hiç bir petrol yan ürünü kullanıp bu tip üretim yapan sanayinin doğanın içine etmesine katkı yapmamıştır, hayatı boyunca hiç bir kimyasal-deterjan vs. kullanmayarak toprağın ve yeraltı sularının içine etmemiştir, hayatı boyunca hiç bir savaşı körüklemeyerek barışın içine etmemiştir, hayatı boyunca kağıttan yapılan gazetelerde yazı yazmamış ve ormanların içine etmemiştir, hayatı boyunca hiç bir şeyin içine etmeyecek kadar akçe pakçedir. Çünkü kendini kimliklendirdiği düşüncesi bu yollara hiç mi hiç başvuramayacak kadar yücedir. Hem kendisi herhangi bir Mardinli’den daha bakımlı, yakışıklı ve güzel görünmlüdür, o yüzden Onlar’ı aşağılama hakkını kendinde görmüştür. Kendisi dönercilik ve kokoreççilik yapamayacak kadar yüce bir mesleğe sahiptir, o yüzden aşağılamak O’nun soyluluk hakkıdır. Kendisi hiç bir zaman sokakta bir şeyler satmağa çalışamayacak kadar über seçkindir. Kendisi göç etmek zorunda kalmayacak kadar soylu, zengin ve iyi muhitlerin insanıdır.
Tarih ve kültürden biraz olsun haberdar olsaydı bu insanları nasıl aşağılayabilirdi? Vicdanı el verir miydi? Türkiye’den Goebbels türevi gazeteci manzaraları izlediniz.
12 Eylül ve benzeri yapıların toplumumuza kazandırdığı tek şey, vicdansızlığın engin ve sakin sularında keyifle kürek çeken bir faşizmdir. Daha ötesi olmadı ve olamayacak.
Filled under Political Thing, Türkçe. Comments.
Yumurtlamak
Published on September 14th, 2007.
Yeni Anayasa üzerinde tartışmalar süredursun, YÖK eski başkanı Kemal Gürüz, zamanındaki icraatlerine ve politikalarına uygun bir açıklama yaptı. Yeni anayasa taslağında öğretim üyelerine tanınan özgürlükleri fazla bularak tam olarak şöyle konuştu:
Anayasa taslağı son derece çağdışıdır, gelişmelerden bihaberdir. Taslağı hazırlayan beş öğretim üyesi içinde üniversitelerin ‘ü’sünden anlayan bir kişi bile yoktur. Hedef ‘Cumhuriyet’ düşmanlığıdır. Öğretim üyelerine sınırsız yayın özgürlüğüyse sapıkça bir zihniyetle getirilmeye çalışılmaktadır.bağlantı
Anlaşılan, sağlam ve yıkılmayacak statükocuların karşı çıktığı aşikardı. Ancak son gelişme ve verdiği “öğretim üyelerine sınırsız yayın özgürlüğüyse sapıkça bir zihniyetle getirilmeye çalışılmaktadır” demeci yeni bir mücadele yolunu da gösterdi. Demek ki, öğretim üyelerinin ve üniversitelerinin özgürleştirilmesi çabasına girişenleri sadece engellemeye çalışmayacak, üstüne küfür edecekti…
Faşizmin ideolojik araçları yine devreye sokuldu: “Cumhuriyet” düşmanlığı. Yine korku yaratmak, yine tehdit etmek, yine sindirme istemi.
Bugün Türkiye’de bilimsel devinimin aleladeliğinden dem vuran herhangi bir düşünce, YÖK’ü mutlaka eleştirmelidir. 12 Eylül adamlarından Doğramacı’nın ve ekibinin hazırladığı bu YÖK ile üniversitelerin ellerinin bağlandığı ortadadır. Üniversiteler özerk değildir, öğretim üyeleri özgür değildirler. Bir üniversite kendi içinde neredeyse “kral” yetkileri ile donatılmış rektörlerin yönetimi altındadır. Bu yönetimlerin de YÖK’e göbek bağıyla bağlı olması ise açık seçik ortadadır.
Üniversiteleri “özgürleştirmek” adına zamanında solcu kadroların tasviyesi için dinci ve aşırı milliyetçi gerek öğrenci, gerekse de öğretim üyesi düzeyindeki yapıları-örgütleri, üniversitelere doluşturmak da bu akımın bir eseridir. Bugün şu üniversite böyle dinci, şu üniversite şöyle faşist deyip yakınan kim varsa önce dönüp kendine bakmalıdır ardından 12 Eylül’e.
YÖK halihazırda über-demokratik bir yapı olduğundan, zaten yeni anayasa ile öğretim üyelerine sağlanabilecek özgürlükler son derece gereksizdi!.
Filled under Political Thing, Türkçe. Comments.
Yıldırım Türker Üzerine
Published on August 27th, 2007.
-o-
Yıldırım Türker, Radikal gaztesinde uzun süredir haftalık yazılar yazan son derece müstesna bir kişilik. Sahip olduğu demokratik tavır ve son derece güzel üslubuyla, Türkiye gaztecilik camiasında örnek bir insandır. Sahip olduğudemokratik tavır yüzünden, başı sürekli belaya giren bir yazar. Bu sıkıntılarla ilgili bazı kaynaklara buradan, buradan ve buradan göz atılabilir.Ancak demokrasi mücadelesi içerisinde olağan bir durumdur. Herhalde, bu ülkenin demokratikleşmesi için mücadale eden her kişinin başına acı verici veya değil bir takım sıkıntılar gelmiştir.
Ülkeyi sarıp sarmalayan Perinçsiz-Kerinçek usulü neo-faşist yapıların Türker gibi isimlerden son derece rahatsız olmaları doğaldır. Zira, içinde bulundukları siyasal iktisat koşulları ve bu koşullar etrafında oluşagelmiş, palazlanmış düşüncenin toplumsal psikanalitik yanı ortadadır. Sürekli ve artarak bir şiddetle dayatılan, dünya kadar imgeyi yanında sürükleyen aşırı milliyetçilik ve bu yapının anahatlarını oluşturan insan haklarına saygızılık, militarist ruhun her daim yüce tutulması, güvenlik paranoyası; adaleti korku, baskı ve tehdit gibi silahlarla ipotek altına alma ve tabii ki en son olarak artarak uygulanan ayrımcılık…
Bu kervanın her zaman bir parçası olmuş TTK başkanı Haloçoğlu da son günlerde oldukça gündemdedir. Anadolu topraklarının rengarenk örgüsünü kendi hükümranlığı ile değiştirebileceğini, karara bağlayabileceğini bilmektedir bu kişi. Zira bu işi yapabileceğine inancının tam olmasını sağlayan bir kariyeri ve düşünce sistemi vardır. Elinden gelse karşı çıkacakları bir kaşık suda boğacak kadar da sertleşebilir. Bağırış-cağrışmaları televizyonlara çokça yansımıştır. Tarih sahnesindeki topluluklardan biri olan Kürtlerin de kökenini belirleyebilecek kadar derin bilgi ve tecrübeye sahiptir. –Bugün buna karşı çıkana gülerler ama söylemek gerekli: Kürt dilleri Hint-Avrupa dil ailesindendir, Türk dilleri ise Ural-Altay dil ailesindendir. Kendisine sormak lazım, acaba kendisi dünya tarihi boyunca dil grubunu Ural-Altay’dan, Hint-Avrupa’ya değiştirmiş kaç topluluk bilmektedir? Ya da bu kadar spesifik olmaya gerek yok, dil grubunu değiştiren kaç büyük insan topluluğu gösterebilir.-- Kendi elinde bu topraklarda yaşayanların komple seceresinin olduğu söyleyerek yaptığı bu işi de temellendirmiştir hatta muhattap olduğu kitleyi tehdit ettiği de söylenebilir. Soyu ile ilgili sıkıntısı olanlar bu secereye göz atabilir
Azeriler’in kullandığı bir deyimle, kendisi adeta “soyculuk” yapmaktadır. Yani ırkçılık.
Halaçoğlu düşüncesinde insanlar bu dünyada çoktur. Özellikle bu yüzyılın başında başlayan son yıllarda daha da etraflıca yürütülen bir çalışma vardır. Pan-Germanistik… Bir takım Alman bilim adamları Anadolu toplumlarının kökeninin yüce Germenler olduğu iddia ederler. Hatta bu “soycu” -Aryan- düşünce neredeyse Hint-Avrupa topluluğunu Germen ilan etmek ister. (İngilizcesi olan kişilerin Aryanism ile ilgili olarak şu makaleye göz atmasını isterim. ). Aryan’cılar Halaçoğlu gibi de değildir, sayısız yayınları vardır.
Türker’in, Radikal gazetesinde yazdığı son yazıyla Haloçoğlu’na yönelttiği eleştiriler son derece yerindedir. Türkiye toplumunu adeta avanak yerine koyan bu faşist düşüncelere karşı, Türker gibi insanların varlığı son derece mühimdir. Bugünkü yazısınının son kısmından bir alıntı:
…..Kısacası, Halaçoğlu, bir bilim insanı değil, öncelikle Türkiye Cumhuriyet tarihinin duramamış patlamış bir bekçisidir. Tarihin iyi olduğunu kim söylemiş?
Marx’ı burada anmamak elde değil. Kapital’in önsözünde yer alan tarih ile ilgili sözü harikadır: “De te fabula narratur!” yani Türkçe’siyle “Senin anlatılan hikayen üzerine!” Tarihçilerin bir kısmı niye Marx’tan nefret eder? Burada Althusser’in söylediklerini de unutmamak gerekir “…eğer fiziğin kıtasını Galileo açtıysa, tarihin kıtasını Marx açıyordu“.
Google’a girin ve “De te fabula Narratur!” yazın bakalım neler olacak…. Teşekkürler Yıldırım Türker…
Saygıyla…
Filled under Political Thing. Comments.
ODTÜ’de Neler Oluyor?
Published on March 21st, 2007.
Uzun zamandır ODTÜ’de bir takım faşizan gelişmelerin olduğu kulaklarımıza çalınıyordu. Bu durum artık ayyuka çıktı. Aşağıda bununla ilgili bir yazı var…
“Ozgurlukler Yuvasi” ODTU
ODTU’de birseyler oluyor, alisilmisin disinda bir hareketlilik donem basindan beri suruyor. Hrant Dink’in katlini protesto etmek icin yapilan calisma sirasinda, Hepimiz Hrant’iz, Hepimiz Ermeniyiz yazan bir bildireye bir kac fasistin mudahalesi ile baslayan gerginlik farkli vechelerle devam ediyor.
Artik muhalif ogrenciler icin alisilagelmis olan ve ODTU’de her yil sudan sebeplerle acilan sorusturmalar ve cezalarda hiz kesmiyor. En son 5 ogrenci birer yil, 1 ogrenci 15 gun uzaklastirma cezasi aldi. Onemli bir nokta daha once verilen tum cezalarin hukuksuz oldugu icin mahkemelerce bozulmasina ragmen Rektorluk ‘un hukuksuzluga doymuyor olmasi.
Verilen cezalari protesto etmek icin 12 Mart gunu okulun kapisina cadir kuran 5 ogrenci, o gun yapilan protesto eyleminin ardindan, cadirlarini toplarken bu kez sivil polislerce taciz edilmis, kendilerine destek icin olay mahaline yetisen 11 ODTU ogrencisi ile birlikte yuzlerce Robocop tarafindan tartaklanark gozaltina alinmislardir. ODTU kamuoyu bu duruma sessiz kalmamis, hem ODTU’de hem de Kizilay’da yapilan eylem ve basin aciklamalari ile durumu protesto etmistir.
Hemen akabinde, 20 Mart Carsamba gunu, Iktisadi Idari Bilimler Fakultesi kantinide Nevruz ile ilgili bildiri dagitan bir ogrenci once sozlu tacize ugramis, ardindan, tartisma yatistiktan sonra bir fasistin arkasindan gelip kafasinda bir sandalye kirmasi ile agir sekilde yaralanmistir.
Bu fasist de geldigi gelenege uygun bir tavir sergileyerek, tum fasist saldirilarda ki gibi arkadan sinsice saldirmis, ardindan da kacarak izini kaybettirmistir. Siyaset Bilimi 1. sinif ogrencisi olan bu alcak fasistin, tartisma sirasinda “ Ben genelkurmaydan geliyorum, sizden mi korkacagim” gibi laflar sarfetmesi de oldukca dusundurucu…
Rektor, bilim-star/pop-star yarismalarinda ODTU’yu ovedursun, ODTU’de hukuksuz sorusturmalar, cezalar ve dusunceye tahammulsuzluk aynen devam ediyor, ogrencilerin egtim haklari engelleniyor.
ODTU’de tarihte ilk kez, deli curreti ile bu kadar azitan irkcilarin kimler tarafindan desteklendigini, nereden cesaretl aldiklari sorusunu hep birlikte dusunmekte yarar var. Verilen cezalar ve bu fasist saldirilar arasinda bir parelellik olabilir mi? Elestirel bakis acisina sahip ogrenciler kovusturmalarla bunaltilirken amac korkutup goz dagi vermek mi ve elestirel aklin yok edilmesini mi saglamaktir?
Teknokentlerle, kariyer fuarlariyla, kampus girisinde ki jandarma kislasiyla, Girisimcilik Fuarlari ile neo-liberal aklin merkezi olmaya talip ve topluma karsi sorumluluklarini unutup bilim yapma vasfini bosvermis bir universite projesinin bir parcasi mi tum bu olanlar?
Milliyetcilik ruzgarinin neo-liberal ruzgarla eklemlenmesi midir???
Eger boyle ise bu planlari yapanlarin unuttugu birsey var… Bu okulun tasina topragina, yurduna amfisine dusleri sinmis onca dusdasimizi, devrim devrim kokan kampusumuzu bu kirli milliyetci/neo-liberal akla birakmadik, birakmayiz da. Onlar planlari ile ugrasadursunlar, biz tarih yapmaya, baska bir dunya dusunu tasimaya ve aktarmaya, hayata elestirel bakmaya devam edecegiz.
Emrah Altindis
ODTU Ogrencisi
———
Filled under Political Thing. Comments.


