Tag Archives: Barış

Bir Gazeteci Olarak Joseph Goebbels

“Die Vernichtung Der Wurzeln Des Faschismus Bleibt Unser Ziel”*
ANTIFA

1897 senesinin 29 Ekim’imde dünyaya gelmiş J. Goebbels. Yaşadığı çocukluk bir yana kendisini niye bu kadar önemsediğimi aktarmak istiyorum.

Goebbels’i dünya tarih sahnesine taşıyan olgu, kendisinin 1933-1944 Nazi Almanya’sında Hitler’in en yakın adamı ve sağ kolu oluşudur. Goebbels dünyaya ve insanlığa kan kusturan bu süreçte Hitler’in “Halkın Aydınlatılması ve Propaganda” bakanlığını yürüttü. -Nazi partisine üye olmadan önce yazarlık ve banka memuriyetiliği gibi işler yaptı. Gerçi Goebbels’in Heidelberg’den doktorası olmasına rağmen kaleme aldığı metinler çoğu yayıncı tarafıından reddedildi ve hiç bir zaman yayımlanmadı.- Aslen üstlendiği görev yürüttüğü bakanlığın isminden de anlaşılacağı üzere halkı “aydınlatmak” yani bir nevi manipüle etmekti.

Nazi partisine katılmadan önce fukara sayılabilecek bir hayat süren Goebbels, partiye dahil oluşu ve partinin iktidarı ele geçirmesiyle önemli ölçüde refaha kavuşmuştu, üstüne üstlük artık “Der Angriff ” isimli bir gazetesi de vardı ve burada gönlünce Führer‘in ideallerini dile getirebiliyordu. Başlangıcında haftada bir çıkan bu gazete, daha sonra haftada iki kez 1940′da ise her gün çıkmaya başlamıştı. Gazete ve dolayısıyla Goebbels, doğal olarak hem Weimar karşıtı hem de antisemitist çizgideydi. (Goebbels’in gazeteden derlenen yazıları ayrı olarak basıldı. Almanca bilenler bütününü -ayrı basım açık kaynaklıdır-, ayrıca diğer propaganda malzemesi için şu bağlantıya göz gezdirin.) Gazete, ittifak güçlerinin Berlin’i bombardımanı sırasında Alman Halkını olayların “farkında” ve “bir bütün olarak” tutmak için daha fazla basılıyordu. Bütün masrafları da bizzat Führer’in emirleriyle karşılanıyordu. Zira Goebbles, Führer ile doğrudan temas kurabilen bir kaç adamdan biriydi…

Kendisi, Führer‘in antisemitizminin müthiş bir katkı sunucusuydu.

Çoğumuzun 2. Dünya Savaşı filmlerinde gördüğü, Yahudiler’in toplum içinde belli olmaları için ve gettolara rahatça hapsedilebilmeleri için Hz. Davud’un Kalkanını arma veya kolluk olarak takmaları fikrini ortaya atan kişi de Goebbels idi. Der Andriff‘te, 1933 iktidarına doğru yaklaşılmışken Hitler’den bizatihi aldığı icazetle böbürlenen de Goebbels’in ta kendisiydi. Almanca’yı bilenler, kendisinin faşist sanrılarla dolu metinlerine göz gezdirebilir.

Savaşın sonuna doğru histerik bir edayla kaleme aldığı “Fighters of the Eternal Reich” (”Kämpfer für das ewige Reich”, Das Reich, 8 Nisan 1945) ‘da yazdığı yazıdan bir paragrafı şöyle alıntılıyorum:

…Tarihte, Alman halkı gibi kendi hayatı için mücadele eden ve bedbaht sınamalarla karşılaşan insanlar çok nadirdir….


… Hepimizi ıstırap içinde bırakan hiç bitmeyen acılar silsilesi, korkular ve ruhsal işkence detaylı olarak anlatılmak zorunda değil. Biz yüce bir kaderi taşıyoruz çünkü biz iyi bir sebep için savaşıyoruz ve büyüklüğümüzü ortaya koymak için savaşımızı cesurca sürdürüyoruz…

 

 

Şimdi durup duruken niye Goebbels’i konu ettim diye sorarsanız cevabı açık: Biraz bellek tazelemek için. Çünkü şu an Türkiye’nin içinde bulunduğu gergin durumda elit tabakanın iyi niyetli gazetecesi Ertuğrul Özkök, bugün yazdığı yazıyla aklımda bir anda flaşların patlamasına sebep oldu. Kendi kendime bu sahneyi hatırlıyorum dedim.

23 Ekim 2007 “Sefer Görev Emri” başıklı Özkök yazısından bir alıntı:

….

Ülkemiz artık savaş düzenindedir.

Savaş bize bir süre için gözyaşından başka bir şey vaat etmeyebilir.

Evlatlarımızı, yakınlarımızı kaybedebiliriz.

Katlanacağız.

Sabredeceğiz.

Türk’ün sabırla imtihanından muzaffer bir millet olarak çıkacağız….

Evet, bu millet gözünün içine bakılarak kışkırtılmaktadır ve Goebbels’in yaptığının tıpkısının aynısı, nabza göre şerbet verilerek dahil olunan zümrenin çıkarlarına kullanılmaktadır. Çünkü sorumlu gazeteci, savaşın sahasının sadece PKK ile sınırlı kalmasını istemiyor, adeta topyekün bir savaştan söz ediyor. Yitip gidecek gencecik askerlerin canlarını, bombardımanlarda ölecek masumları, çıkacak çatışmada iki ateş arasında kalarak “zarar” görecek Türkiye ve Irak halkını, devletinin büyüklüğü için harcanabilecek unsurlar olarak görülmektedir. Evet! Yitip gidecek canlarımız, geride gözleri yaşlı kalacak bütün analar-babalar, pist başında bekleyen bilmem kaç tane F16‘nın heybetiyle meşrulaştırılmış iktidar hırsına tercih edilmektedir. Unutmayın ki eğer yerel halk da savaşa dahil olursa, bu savaşta her türlü çirkinlik, eziyet, vahşet, vicdansızlık, kana susamışlık yaşanacak. Kan, sorumluluk sahibi gazetecinin ellerinden damlıyor.

Savaşın sonrasında ise bu insanlık suçlarından her iki taraf da kahramanlar ve kahramanlık öyküleri çıkarmasını bilecektir.

Hayatını yitiren insanlarımız, demokratik tavırdan yoksun bu insanların ikitidar ve savaş hırslarının malzemesi olmuş durumda. “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözü ciddiye alınarak yaşanacaksa, bu kavgada ölen insanlarımızın hatırasına saygı duyarak barışın temini için elimizden geleni toplum olarak yapmak zorundayız.

Gazetecilik etiğinden dem vuran insanlar bilmelidirler ki, bu dünyada Goebbels gibi insanlar her daim var olacaktır. Kendini Goebbels gibi devletin veya askeriyenin proganda bakanı olarak gören gazeteciler de olacaktır. Sayın Özkök, zamanın Almanya’sının propaganda bakanı ve “gazetecisi” Goebbels’den hiç de farklı şekilde konuşmamaktadır. Internet vasıtası ile ulaşılabilecek tüm yazıları ile Goebbels’in Der Andriff’de çıkan yazıları karşılaştırıldığında -yukarıda yazı içinde bağlantıları mevcuttur- çok da fark görülemez.

Bu sıkışık, sıkıntılı zamanda yapılacak tek iş sonuna kadar barışı savunmaktır.

Sevgiyle, saygıyla…

Do Not Hate Media, Be Media!
Basından Nefret Etme, Basın Ol!

Not:
*Hedefimiz Faşizmin Köklerini Kazımaktır…

Bir de son olarak Slavoj Zizek’in Türkiye hakkındaki makalesi

 

 

Filled under Political Thing, Türkçe. Comments.