Lahmacun Günlükleri #1

This is an image of a Turkish pizza, called a lachmacun, made by the good people at the Kamelya restaurant in Ponders End, Enfield, London.

Image via Wikipedia

Efendim, bendeniz şu sıralar televizyonda gösterilmekte olan Avrupa Yakası dizisindeki Şahika kadar bir lahmacun bağımlısı insanım. Yurtdışında yaşamağa başladı beri belki bu bağımlılığımdan kurtulurum diye çok ter döktüm ama nafile bir türlü kurtulamadım. Dışarıda yaşamanın her türlü sıkıntısına katlanıyor olabilir bir kişi ama doğup büyüdüğünüz toprakların mutfak kültürünün dışına çıkınca bütün vücudunuz tepki gösteriyor. Eğer lezzet düşkünü bir insansanız bazen o güzelim yemekleri yediğiniz rüyalar bile görebiliyorsunuz.

Lahmacun, hamur ve et kullanılarak yapılan en güzel yiyecektir benim için. Acılısını, acısızını her türlüsünü severim. Her türlüsü demişken öyle alelade olanlardan bahsetmiyorum. Şöyle güzel kuzu etinden yapılmış, baharatı yerinde olan. Demek istediğim odur ki, baştan savma yapılmamış, üzerine emekle titrenmiş bir Lahmacun.

Avrupa’daki pisboğazlık turlarım sırasında bir kaç çeşit lahmacunla karşılaştım. Dünya’da bu yiyeceği tek yapan Türkiyeliler değilmiş. Cehaletime küfrederek öğrendiğim ki lahmacun Ermenistan’da da oldukça popülermiş. Berlin’de Ermeni işi olduğu iddia edilen bir lahmacun tattım ancak soğan ya da sarımsağın ayrı ayrı kullanılmadığını gördüm. Her ikisi de kullanılıyordu. Örneğin Türkiye’deki meşhur ayrım Antep ve Urfa’dır. Kesin çizgilerle ayıramamakla beraber Urfa lahmacun geleneğinde daha çok soğan kullanıldığını, Antep usulünde de daha çok sarımsak kullanıldığını biliyorum. (Yanlışım varsa düzeltmenizi isterim.) Kişisel zevkim daha çok Antep’e yatkındır ama konumuz o değil. Velhasıl, Ermenistanlılar’ın da en az bizler kadar lahmacun düşkünü olduğunu öğrenince pek sevindim, pek hoşuma gitti. Kendime lahmacun kardeşleri bulmuş oldum.

Eğer bulunduğunuz yerde lahmacun yapabilecek bir “snack bar” yoksa veya geçici olarak ulaşamıyorsanız, yapacağınız şey marketten hazırını almaktır. Lahmacun bağımlılığının tıpkı sigara bağımılığı gibi etki yaptığı zamanlarda yapılacak olan budur. Fakat zorunda olmadıkça kesinlikle almanızı tavsiye etmem. Zira bu ürünler feci şekilde fabrikasyon olup, “yaptım oldu” havası taşıdıklarından benim gözümde pek de değerli değildirler. Örneğin aşağıda gördüğünüz lahmacun, dondurulmuş bir fabrikasyon ürün. Evinize getirip hazırlamak için bir kaç seçeneğiniz var: 1) Mikrodalga’da ısıtmak (2 dakika en fazla 700W), 2) Bildiğimiz elektrikli fırınlarda (180-200C’de üç dakika kadar), 3) Tavada (3-4 dakika kadar)… Mikrodalga ya da buradaki adıyla magnetronda ısıtınca lahmacun yumuşak kıymalı bir hamura dönüşüyor ama en çabuk ve kolay olanı bu. Fırında ısıtırsanız kısmen daha iyi oluyor. Tavada da pek iyi olduğu söylenemez.

Bu ürünler dondurulmuş ürünler olduğu için asla ve asla fırından taze çıkmış gibi olmazlar. Mutlaka bir falsoları olacaktır. Bu tip ürünleri alırken asla ve asla yüksek beklentiler içine girmeyin… Ahhhh, ahhhh….

Avrupa’daki insanlara bu müthiş yiyeceğin adının “Turkse Pizza” ya da “Türkische Pizza” olmadığını anlatmağa çalıştıysam da kesinlikle başarılı olamadım. Lahmacun demek istemiyorlar. Kısacası ezber bozmak istemiyorlar. Ancak durum her hangi bir Avrupalı için söylemesi çok zor olan uzak doğu yiyeceklerine gelince iş değişiyor. Herkes o kelimeleri söylemek isterken kılıktan kılığa girerken lahmacunu söylemek çok zor geliyor. Şuradan yazıyorum ki; lahmacuna Türk Pizza’sı yaftalamasını yapan girişimci turizmcilere hiç de sıcak bakmıyorum, kınıyorum…
Bir kere Pizza’nın kelimesi şu anki anlamına İtalyanca’da kavuşmuş bir kelime. Kelimenin aslı büyük ihtimalle Eski Almanca’dan gelme. Isırmak manasında. Yani canım lahmacunu “Türk Isırığı” gibi garip bir hale sokmak nedir?. Lahmacun çok hoş bir Arapça kelime “lahm” ve (arada bi- var aslında) “ajin” kelimelerinden kullanılarak türetilmiş bileşik bir kelime “Hamur ve Et” demek ya da “Etli Ekmek” gibi bir şey demek (Bu arada Konya’da yediğim nefis “Etli Ekmek”leri anmadan edemiyeceğim). Ohhh be. Şudur ya, nedir o Türk Pizza’sı şenliği…

Uzun lafın kısası, lahmacun harika bir yiyecek olup, özenli ellerden çıkmış ve taze olanı makbuldur diyip kapatıyorum.

PDF Sürümü/Version

Popularity: 36% [?]

Posted on 20 December '07 by admin, under Lahmacun Thing, Türkçe. No Comments.

Avrupa’da Kebap Yemek…

Maalesef hiç de güzel değil. Doğru dürüst kebap yapan yeri bulmanız çok çok çok zor. Yapanlar da zaten çoğunlukla hazır ürünler kullandığı için lezzet aramak bayağı lüks oluyor. Her dükkan sahibi sattığı şeyin güzel olduğunu söylese de ne yazık ki öyle değil. Temizliğini tartışmıyorum, buradaki kebapçılar çok daha temiz çalışıyorlar Türkiye’dekilere oranla…

Piyasaya hakim bir kaç büyük döner üreticisi var ve bunlar da herhalde hayatlarında hiç bir şekilde güzel et yemediler ya da bildikleri, gördükleri güzel et kültürleri sunduklarından ibaret. Lahmacun ise içler acısı… Zaten lahmacun genel olarak sade sunulmuyor, lahmacunun içerisine döner sarılıp veriyorlar. Başta garipsiyor insan alışamıyor ama sonra alışmak mecburi gibi bir şey. Lezzet konusunu hiç tartışmıyorum zira dönerde olduğu gibi lahmacunda da iyi bir lezzet yakalamak çok zor… Çok zor… En büyük etken kuzu etinin çok az kullanılıyor olması veya hiç kullanılmaması. Zaten baharat kültürü de yerlerde sürünüyor.

Yunanistanlılar’dan öğrenmiş olacaklar ki ekmek arası dönerin içine salatalık, beyaz peynir, kara lahana turşusu gibi abidik gubidik şeyler de girebiliyor. Aman aman, akıllara zarar. Neyse ki sarımsak sosu ve sambal dedikleri acı sos çoğu zaman can kurtaran gibi yetişiyor.

Fiyatlar ise Türkiye ile karşılaştırıldığında oldukça pahalı. Almanya‘da 2-3€ civarına ekmek arası döner bulabilmek mümkünken diğer çoğu ülkede bu fiyat bir anda 5-6€ düzeyine çıkıyor. Lokantaları hiç hesaba katmıyorum, onlar daha feci. Bir porsiyon sözde Adana kebabına 25€ verdiğimi bilirim….

Sakatat deseniz, orta ve kuzey Avrupa‘da adam gibi kokoreç ve işkembe bulabilene madalya takmak gerekir. Bulursanız veya biliyorsanız derhal söyleyiniz. Hele daha sofistike sakatat yemeklerinin adını bile ağzınıza almayın, zira yok. Kulaklarımıza çalınan efsanelere göre bazı insanlar çok gizli yerlerde acayip kokoreç yapan yerler biliyormuş. Efsane işte.

Velhasıl Avrupa’da fellik fellik kebap aramayınız, arayanları da uyarınız, bulursanız sevinmeyiniz zira güzel bir şey bulmak çok zor.

Popularity: 27% [?]

Posted on 26 November '07 by admin, under Living Thing, Türkçe. 1 Comment.

Berlin Gezisi, Planlar ve Tatil

Ablamın, EOS 2007 kongresi sebebiyle Berlin‘de olması gerekiyordu. :) Yaklaşık 10 aydır görüşmüyorduk ve Berlin’e Hollanda’dan gitme kararını aldı. :) Güç bela, minik salaklıklarla gelebildi. Her şey çok güzel geçti, iğrenç avrupa havası dışında. O kongresiyle uğraşa dursun ben de daha önce etraflıca gezemediğim Pergamon Museum‘u ve Altes Museum‘u gezebildim. İçim rahatladı çünkü Nisan ayında Berlin’de olduğum sırada, son derece üstün körü gezebilmiştim… Acayip sevinçliyim. Yüzlerce fotoğraf çektim, kataloglar aldım…. Hayalimdi gerçek oldu….( Not: Daha sonra Asur, Sümer, Hitit ve İslam eserlerin den oluşan videoyu da ekleyeceğim )

 

 

 

Herneyse, öncelikli işim YÖK yasası araştırmamı genişleterek, yeni yapılan YÖK Diploma Denkliği yönetmelik değişimininin nasıl da bir ucube olduğunu; kurumun ve bunu örgütleyen yapıların totaliter yapısını, garnizon devletinin biriciğini eleştirerek ifşa etmek istiyorum. Az kaldı…

 

Tatil… Evet. 1 Temmuz’da Türkiye’deyim. Söylenebilecek bir şey yok!!! Kokoreçler bekleyin beni!!! Harika !!!

Popularity: 38% [?]

Posted on 26 June '07 by admin, under Living Thing. No Comments.