Archive for 'Uncategorized'
Futbol ve Özelinde Portakallar
Published on June 13th, 2008.
Image via Wikipedia
Futbol hakkında konuşmak, yazıp çizmek, fikir üretmek… Erkek egemen yaşam biçiminin taçlandırılğı bir alan futbol. Futbolun doğasındaki haşinlik, kin, nefret, hırs, küfür ve şiddet gibi bileşenler erkekliğin ispat edildiği ve/veya muştulandığı ahlaki ve ideolojik değerlerdir. Takım tutmak, toplumlarda erkek cinsel kimliğinin en önemli parçasıyken, futbolu tecrit ederek yalın bir spor gibi görmek olsa olsa safdilliktir. Birbiri içersine geçerek anlam ve vücut bulan sayısız erkeklik sembolünün billurlaşarak oluşturduğu son derece büyük bir eşcinsel kulüp ve dünya… Sınırları son zamanlarda kadınlar tarafından zorlansa da futbol bu tarikat benzeri yapısını koruyacaktır. Nasıl korumasın ki? Erkeklik kimliğine mahallede yapılan maçlarla ayak uyduran çocuklar, kahvede maç seyrederken hepbir ağızdan küfür ederek esriyen kalabalıklar, cinsiyetçi küfürlerle mübalağa edilip betimlenen oyun içi mücadeleler, rakı sofrasında can bulan tartışmalar… Cinsiyetçi kültürün hergün an be an yeniden üretildiği bir mecra.
Böyle bir eleştiriden sonra, futbolun bir spor olarak güzelliklerinden bahsetmemek de olmaz. Beden çevikliğinin ve mukavemetinin yanısıra oyunu oynayanların teker teker herbirinin zeka rengiyle devinebilen bir oyun. Tamamiyle kaotik ve öngörülemez bir yapı. Hava ve saha şartlarında tutun, futbolcunun giydiği ayakkabının ayağını sıkıp sıkmamasına kadar sayılabilecek sayısız bileşen içeren bir oyun. Belirnenimci dünyanın, belirlenimci beyinleri bu oyunu öngörülebilir olarak betimlemeğe ve çözümlemeğe gayret etse de, kendileri de bu çabanın beyhude olduğunu muhtemelen hayat tecrübeleri ile er ya da geç kavrarlar.
Uzak doğulu öncüllerden ziyade “modern çağ” futbolunun doğuşu 12. yy’a kadar dayansa da, İngiltere’nin 16. ve 19. yüzyıllar arasında geçirdiği büyük toplumsal dönüşümle ve sınıflı toplumun iyiden iyiye ortaya çıkışıyla tarihin atlasında kendine yer bulur. Bu öngörülemez, kaotik ve müthiş güzelliğe sahip olan sporun tarihi pek açık olmamakla birlikte kesin olan bir yanı vardır ki o da bütün terimlerinin savaş terimleri oluşudur. Belirli gurup veya takımlar arasında düzenlenenlerden ziyade ulus devletler arası düzenlenen turnuvaların niçin bu kadar cezbedici olduğu bu yönden bakılarak bir miktar daha anlaşılabilir hale getirilebilir.
Günümüzde 4 yılda bir düzenlenen uluslararası turnuvaların ne kadar çok ilgi çektiğini tekrardan anlatmağa gerek yok. Bugünlerde devam etmekte olan 2008 UEFA Avrupa Futbol Şampiyonası’nda şimdiğe değin bir çok maç oynandı. Beni bu satırları yazmağa iten ise, 2002 FIFA Dünya Kupası’na katılamayan, 1988 Avrupa Şampiyanası’ndaki Hollanda‘nın bir bakıma yeniden dirilişini görmek oldu. Eğer “Oranje”ler 2008 kupasını kazanırlarsa pek de şaşırmam ve sevinç duyarım… O efsane kadro (bir önceki bağlantıya tıklayın)… İnternetin devinimi sayesinde o günlerden kalan video arşivlerine az da olsa ulaşmak mümkün…
O günlere atfen:
(Not dileyene Türkçe tercümesini de kısa bir zaman içinde ulaştırabilirim. Videoları indirmek için bu girdinin en altında bağlantılara ulaşabilirsiniz.)
Devam–> (more…)
Podcast Video [2:40m]: Play Now | Play in Popup | Download
Podcast Video [9:34m]: Play Now | Play in Popup | DownloadFilled under Sports Thing, Türkçe, Uncategorized. Comments.
Bir Akademik Süperstar Olarak Žižek
Published on May 13th, 2008.
Slavoj Žižek‘in son kitabı, In Defense of Lost Causes yeni çıktığı için ufacık bir Žižek Durumu eleştirisi yapmak istedim. Kitabı henüz incelemekteyim, daha sonra bir eleştirisini yazmak isterim. (Kitap hakkında kısa bir gözden geçirme yazısı ve satın almak için bu bağlantıyı kullanabilirsiniz).
Kendisi mi böyle olmak istedi, yoksa Žižek’den çok Žižekçiler mi kendisini bu hale soktu bilmiyorum ama eni konu değerli bir insandır. Sublime Object of Ideology ile tanışmıştım kendisiyle, hatırlarım, kitap bir ara elimden düşmezdi. 
Gel zaman git zaman öyle bir hale dönüştü ki bu Žižekmania artık sonu ne zaman gelir bilemiyorum. Ideoloji kavramını tartışırken bile Žižek’e karşı çıksanız mutlaka ortamda size kötü kötü bakan insanlar olacaktır. Olay bir ara iyice çığrından çıkıp, Žižek’in bir fotomodelvari bir kadınla eviliğinin fotoğraflarının basına sızmasına kadar gelmişti. Kendisi hakkında çekilen belgeseller bir yana dursun, A.B.D.’de yaşayan bir arkadaşım bir konferansında Žižek amcamızla tanışan bir kızın histerik göz yaşlarına tutuluşunu bile anlatmıştı -teyyid ettiremedim, geçerliliğinden emin değilim-.
Felsefi üretimi bir yana dursun, pop müziği konserine çıkan şarkıcıların ardından çılgınlar gibi bağıran ve dokunulabilecek tanrılar arayan o insanlar… Söylenebilecek çok şey var. Tavsiyemdir ki, Slavoj Žižek’in kendisini sadece üretimleri ile değerlendirmenizdir.
Kendisiyle 11 Mart’ta ve 12 Mayıs (dün) yapılan ve Democracy Now‘da yayınlanan söyleşilere de sırasıyla bu bağlantıdan ve buradan ulaşabilirsiniz.
Sayın seyirciler şimdi karşınızda Sibel Tüzün’den Süperstar…
Filled under Internet Thing, Political Thing, Scientific Thing, Türkçe, Uncategorized. Comments.

