Archive for 'Türkçe'
Matematik mi Demiştiniz? Ya Mathway?
Published on September 3rd, 2008.
Matematik tarihi ve felsefesi üzerine uzunca bir sohbet yapıp üzerine birşeyler içmek herhangi bir yere oturduğunuzda aklınıza genelde bilgisayar dünyasının matematik öğrenimine getirdiği sıkıntılar gelir. Çoğu yerde dile getirilen “bilgisayarda ders çalışmak” savı külliyen yalandır, zira bilgisayar hödüğün önde gideni bir makinedir. Bilgisayar vasıtasıyla en fazla bir şeyler okuyabilir, türlü hesap kitap işleri yapabilirsiniz “çalışmak” bağlamında.
Rekabet ideolojisi çerçevesinde öğrenme ortaklığı kavramının çöpe atılması vicdanımda bir sızı kaynağıdır her zaman. İşte bu rekabet ideolojisi ve meşhur hödük bilgisayarlarımız ile işleri o kadar hızlı yapalım istiyoruz ki… Bunun sonucunda ister istemez “iş kolaylaştırıcı” araçlar geliştiriliyor: Hemen tüketilmeğe hazır.
Örneğin mühendislik öğreniminin temeli matematik öğrenimidir. Mühendislik öğrenimi boyunca öğrenciler, öğrenmeyi keşfetmenin dünyasında türlü sıkıntılar yaşarlar. Bu dünya, matematikçe düşünebiliyor olmanın farkına varıldığı, bu konuda doğum sancılarının yaşandığı bir dünyadır. İnsan türü diğer bütün canlılar gibi matematikçe düşünür ancak ideolojik araçlarla matematiğin “tü kaka” olduğu çoktan ilan edilmiştir bile.
Bilimlerin kraliçesi diye adlandırılan matematik (oldukça sakat bir kavramdır, çünkü matematik bilimler üstüdür), “tü kakalık” durumundan kurtulmağa çalıştıkça, onun içine iyice saplanır. Rekabet ideolojisi ile bilenmiş vicdanlar; kolay, hazır ve çabuk tüketilebilir matematiği “talep” ederler. Bunun bir çok yolu vardır hödük bilgisayarlar varlığında.
Bir sürü matematik uygulaması: Hazır müthiş fonksiyon kütüphaneleri, mikro işlemcilerin varlığında zırt diye çözülüveren denklem takımları. Bunlar sayısız olanak demek. Örneğin integral hesabından “nefret eden” ve/veya “ettirilmiş” bir öğrenci, Matlab ile bir hesaplamayı akıl almaz derecede hızla yapabilir veya nümerik integrali “tek dünya” zanneden birisi bir kaç satır kodla bu işi halleder. Bu süreçte öğrenmenin mümkünatı yoktur. Öğrenmenin olmazsa olmazı bilişsel süreçler tekmeyle kapı dışarı edildiğinden bu gayet olağandır. Oysa ki iş tasarım kısmına gelirse işler değişir…
Bu süreçte bilgisayarlara hep içten içe dualar edilmiştir. “Ah ülen bize anlatıverseydin şu konuyu…” Çözümlü örnekler aranır haşır neşir, kolayca atlatabilmek için… Kitaplar ne güzeldir, bir o kadar da kötüdür! Çözülmesi gereken bir sürü soru hediye eder öğrenciye! Öğrenci evinde oturup çalışırken daima ufak tefek yardıma ihtiyaç duyar, koskocaman bir sorunun çözülmesi için değil belki ama bir kaç matematik hilesi belki bilinmeyen bir yöntem…
İşte bu arada bu sorunları yaşayan insanların yardımına garip bir şekilde internet yetişti: Mathway. Hazır löp sonuçlar değil, basamaklı anlatım. Öyle devasa sorunlar, koca koca denklem takımları çözdürmek değil elbet amaç. Ne demek istediğimi şu basit 2cos(3x)-1=0 (0<=x<=pi) hesabını yaptırarak görebilirsiniz. Çözümü görmek için lütfen tıklayın. Üstüne üstlük sıkılmadan grafik de çizebiliyorsunuz ve bunların hepsini bir web gezgini kullanarak yapabiliyorsunuz. Üstelik, bedava!
Nasıl, güzel değil mi? Bunun için tek yapmak gereken Mathway.com adresini bilmek ve sayısal ortamda matematik sözdizimi ile aşina olmak… Mathway, temelde 6 bölümden oluşuyor, bunlar sırasıyla: Basic Math (Temel Matematik), Pre-Algebra (Cebir-Giriş), Algebra (Cebir), Trigonometry (Trigonometri), Precalculus (Calculus-Giriş), ve nihayetinde Calculus.
Site oldukça detaylı anlatımla soruları çözebiliyor. İnsan yalnız kaldığında bir hoca ihtiyacı duyarsa, Mathways yardıma yetişebilir. Dehşetengiz bir fonksiyon kütüphanesi bulunmasa da söz verdiği işleri gereğince yerine getiriyor.
Bol matematikli günler dilerim
Saygıyla…
Filled under Scientific Thing, Türkçe. Comments.
Olan Biten #19: Chrome ve Metallica
Published on September 2nd, 2008.
Google kendi uygulamalarını çalıştırmak için elalemin tarayıcısının nazına katlanmaktansa kendiminkini yaparım nidasıyla ortaya yeni bir web gezgini çıkardı: Google Chrome. Chrome’u muadillerinden ayıran ilk göze batan özelliği ise hızı. Tabi sanal aleme salınıverince yer yerinden oynadı (Örnek olarak FriendFeed). İlginç günler göreceğiz. Bekleyelim.
Metallica yeni albümünden, The Day that Never Comes’ın videosunu yayınladı. Militarist korku her yerde. Bana sorarsanız dünyanın feraha kavuşması askerlik kavramının sonlandığı gün gerçekleşek… Fena… İzleyin:
free video player & video platform - interactive video, online video solution: video player, video editor - kaltura
wordpress video - wordpress plugin for integrated video on video blogs, and video tools
Filled under Google, Musical thing, Türkçe. Comments.
Marconi’den Birkaç Anı
Published on August 30th, 2008.
Museum of the History of Science‘da sergilenen, Guglielmo Marconi tarafından geliştirilmiş mikrofon, 2 adet kablosuz telegraf, “ayarlanabilir” transmisyon cihazı… Güzel zamanlarmış…
Bir de ilgi çekebilecek bir bağlantı: Marconi Vakfı
Kısa video:
free video player & video platform - interactive video, online video solution: video player, video editor - kaltura
wordpress video - wordpress plugin for integrated video on video blogs, and video tools
Filled under Scientific Thing, Türkçe. Comments.
Biyoproses Mühendisliği Tarihinden Bir Kesit
Published on August 29th, 2008.
Biyoproses Mühendisliği’nin doğuşu tarihsel olarak şarap ve bira gibi ürünlerin üretilmesi ile başladı denilir ve böyle aktarılır. İnsan türünün mayalanma görüngüsünü keşfedeli uzun yıllar oluyor, neredeyse 5000 yıldan fazla. Zamanında Sümerler’in birayı ilk keşfettikleri an hissettikleri heyecanı birebir yaşamak isterdim…
Ancak gelin görün ki “konvansiyonel” anlamda modern çağ biyoproses mühendisliğinin başlangıcı penisilinin “görece” büyük miktarlarda üretimi ihtiyacı ile başlar… (Çağın koşulları ki buna savaş ekonomisi denilmelidir, bu mesleğin gelişimini başlatan ateşi yakmıştır.) Bu tip ürünlerin üretimi etraflıca biyoloji bilgisi, üretim ortamları tasarımı, alt/üst akım işlemlerinin varlığını gerektirmiştir. Uzun uzadıya burada anlatmak istemem dileyen şu kitaptan “piyasa koşulları” çerçevesinde bilgi alabilir.
Büyük usta Fleming’in yaktığı ateşi üretime çeviren; Howard Florey, Ernst Chain ve Norman Heatley olur ve bu penisilin denilen nadide ürünü ilk defa büyük çapta üretmeğe başlarlar. 1991 yılında Science’da yayınlanan “Penisilin’in Unutulan Adamı: Norman Heatley” (Penicillin’s Forgotten Man: Norman Heatley) adlı yazıya göz atmanızı isterim. Bunların dışında “Howard Florey ve Penisilinin Gelişimi” (Howard Florey and the Development of Penicillin) ve müthiş maceralarla dolu Ernst Chain’in “Penisilin Terapisinin 30 Yılı” (Thirty Years of Penicillin Therapy) isimli makaleleri mutlaka okunmalıdır. İşte bu “biyoprosesin” başladığı anlarda kullanılan araç gereçler İngiltere’nin Oxford şehrinde Sir William Dunn Patoloji Okulu’ndayken, artık Museum of the History of Science ‘da sergilenmekteler.
ve Lancet’de 1940′da yayınlanmış (Chain et al. I940), o meşhur makale: (Yenilenmiş Sürüm) Penicillin as a chemotherapeutic agent. 1940, (Orijinal Sürüm) Penicillin as a chemotherapeutic agent. 1940 ( Tavsiye: İlk sürümünü okumak daha bir heyecan verici…)
Ayrıca, Fleming’in 1929 yılında The British Journal of Experimental Pathology‘de yayınladığı “On the Antibacterial Action of Cultures of a Penicillium, with Special Reference to their Use in the Isolation of B. Influenzae” isimli makale de bu işin en başıdır. Mutlaka göz gezdirilmeli (Ekteki dosyanın 1. ve 14. sayfaları arasında.)
Büyük bir heyecan duyarak gittim ve gördüm. İnsanın mesleğinin 80-90 yıllık bir süreçte ne aşamalar kaydettiğini görmek gerçekten müthişti. Ben de o ilk penisilin üretim araçlarını, ilk biyoreaktörü (ki kendisi peynir tenekesi gibi bir şeyden ibarettir, aslında çiftlik hayvanlarında görülen kurtlara karşın geliştirilen bir veteriner ilacının teneke kutusu: “Kylemal Drench”), sanki odun sobasından devşirme gibi görünen daha gelişkin biyoreaktörü, hatta hasta altına konulan ördeklerden devşirme biyoreaktörleri (bkz. video hakkında notlar) penisilinin yapısını çözmek için kullanılan X-ışını kristalografi çalışmalarını (şurada ayrıntılı açıklaması ve bir fotoğrafı mevcut,-Model of Structure of Penicillin, by Dorothy Hodgkin et al., Oxford- ve aşağıdaki videoda ise ışık uyduruk kameram için yetersiz olduğundan belli belirsiz görülebilir.), basit alt akım araçlarını, üretilmiş ilk doz penisilini, kullanılan pensleri, ufak tefek her şeyi görebilirsiniz. Buyrun izleyin:
Video hakkında Notlar: Videonun ilk bölümü müzede penisilin üretim araçlarının sergilendiği bölümü içeriyor. İkinci bölümde Bilim Tarihi Müzesi kısa bir penisilin sunumu ve üçüncü bölümde is Alexander Fleming hakkında hazırlanmış ufak bir video. Penisilin ile ilgili çalışmalarından dolayı aldıkları Nobel Ödülü’nün konuşmasını yaparken yaperken, “bu maddeyi ‘Penicillium’ suşu üretiyor işte adına o yüzden ‘Penisilin’ diyoruz, hihohahah” (dinleyiciler de kırılır gülmekten bu arada) dediği anları yaşamak ayrı bir zevk…
free video player & video platform - interactive video, online video solution: video player, video editor - kaltura
wordpress video - wordpress plugin for integrated video on video blogs, and video tools
Dipnot:
Putting Biotechnology to Work: Bioprocess Engineering isimli kitapta geçen aşağıda alıntıladığım tanım bölümü, manidar olarak uzun süre çeşitli çevrelerce meslek tanımı olarak kullanılmıştır. Hazırcılık böyle bir şey olsa gerek.
Bioprocess engineering is the subdiscipline within biotechnology that is responsible for translating the discoveries of life science into practical products, processes, or systems that can serve the needs of society.
Filled under Scientific Thing, Türkçe. Comments.
Ashmolean Müzesi
Published on August 27th, 2008.
Asmolean Müzesi, dünyanın ilk üniversite müzesi. Meşhur İngiliz siyasetçisi, antikacısı (eski esercisi), astrologu Elias Ashmole tarafından, yapımının ardından Oxford Üniversitesi’ne verilmiş. Bu iş yapıldığı zaman tarih 1677′i gösteriyormuş… Müzenin başlangıç koleksiyonunu da zaten Elias Ashmole’ün şahsi koleksiyonu oluşturur. Daha sonraları çeşitli kişlerce de desteklenmiş haliyle. Belki de “ününe” Avrupa’da görülmüş ve “yenmiş” son Dodo kuşunun kafası ile pençesinin teslim edilmesi ile kavuştu. Zaten Oxford’a giderseniz sağda solda o meşhur Dodo kuşunun yumuk yumuk oyuncaklarını, anahtarlıklarını, tshirtlerini, ıvır zıvırlarını görebilirsiniz. Hatta, Oxford Doğa Tarihi Müzesi’nde £2 karşılığında bir modelinin içindeki ampülü yakıp türlü şebekliklerde bulunabilirsiniz. İnsan türü tarafından soyu tüketilen bu sevimli kuşun öyküsü gerçekten iç burkucu.
Velhasıl-ı kelam Elias Ashmole’ün öncülüğünde kurulan bu müzenin asıl adı “Ashmolean Art & Archaeology Museum” yani “Ashmole Sanat ve Arkeoloji Müzesi”.
Arkeoloji koleksiyonu görece çok büyük olmasa da muhteşem eserleri barındırmakta. Yunan ve Mısır çömlek sanatının müthiş güzellikteki parçaları, oldukça geniş Mısır koleksiyonu (mühürler, heykeller, gündelik eşyalar, mumyalar, mumya maskları, mumya portreleri, vs) ile büyülüyor. Mısır koleksiyonu benim için güzellikten yana, matematik tarihinin en nadide parçalarından bazılarını bulundurduğundan ayrı bir heyecan kaynağıydı. Antik Yunan mezar stelleri, Helenistik dönem heykelleri ayrı bir güzellikte. Knossos (Girit) koleksiyonu da oldukça heyecan verici ayrıca. Çoğu da Anadolu’dan gitme eserler… Afrodisyas heykelleri… Düşündürücü ama hiç değilse “şüheda fışkıran” topraklarından çıkan çoğu şeyi yağma edip, kırıp döken halkımın elinden korundukları için şanslılar. Hiç değilse dünya görsün…
Sanat koleksiyonu ise dudak uçuklatan cinsten. Bazı bölümlerinde fotoğraf çekme yasağı can sıksa da, o eserler için değer. Neler yok ki; Michaelangelo, Raphael, Leonardo da Vinci çizimleri, Paolo Uccello, Piero di Cosimo, John Constable, Claude Lorraine, and Pablo Picasso tabloları en başta gösterilebilir. Ayrıca herkesin yakından tanıdığı Yüzüklerin Efendisi serisindeki meşhur yüzüğün yaratılmasında Tolkien’e ilham kaynağı olmuş Posie yüzükleri, filmi çevrilmiş Arabistanlı Lawrence’ın (filmini satın almak için tıklayın) tozuttuğu zamanlarda Emir Faysal’ın kendisine hediye ettiği pelerin (özel ismi nedir bir bilgim yok) ve en büyüleyici parçalardan biri olan “Messiah Stradivarius”… Antonio Stradivari el emeğini, göz nurunu görmek ayrı bir heyecan…
Şimdilerde müze büyük bir yenileme geçiriyor ve bu yenileme işinin 2009 yılı sonunda tamamlanacağı bildirilmiş. Bu sebeple bazı sergi alanları karışıklık içinde. Asıl binanın arkasına yapılan ek bina ile oldukça ferahlayacağı kesin… Müzeyi gezmek ücretsiz ve herkese açık. Bir gün Oxford’a yolunuz düşerse mutlaka gezin…
(İlgilenenler Ashmolean Museum: A History of the Museum and Its Collections kitabını satın alabilirler. Ayrıca bu bağlantıda müze koleksiyonları hakkında yazılmış onlarca eser bulunuyor.)
Ek olarak çekebildiğimiz bir kaç fotoğrafı sizlerle paylaşmak isterim. Buyrun:



![Reblog this post [with Zemanta]](http://img.zemanta.com/reblog_c.png?x-id=313463d7-814e-4817-b067-1dc5b647f67f)

