Archive for 'Political Thing'
Sesin Hafifliği
Published on September 27th, 2007.
Bir gurup yüreği kocaman insan bir araya gelmişler ve müthiş bir iş çıkarmışlar. İşin amatör oluşu çok daha güzelleştirmiş. Yaşadıkları sorunlar bizim yaşadığımız sorunlar, üzüldükleri şeyler bizim üzüldüklerimiz, ağıtları bizim ağıtlarımız. Fazla söze ne hacet, buyrun. Özgürce indirip dinleyin, özgürce paylaşın:
Filled under Musical thing, Political Thing, Türkçe. Comments.
Rekabet Uzerine…
Published on September 26th, 2007.
Bir mail idi, burada da dursun dedim…
—
Merhaba,
Açıklanan her görüşe saygılıyım fakat bir kaç noktada itirazımı bildirmek isterim.
Günümüz dünyasını şekillendiren, bu dünyanın deviniminin her türlü bileşeninde etkili olan bir sitem ile yaşıyoruz. Bizler de bu sistemin üniveristelerinde soluk olan naçizane insanlarız. Bölümlerin dönüşmesini ve/veya değişmesini an be an yaşıyoruz, bazen farkına vararak bazen farkına varmayarak. Bölümler, bölümlerin öğrencileri ve öğretim üyeleri konusunda gelecek tasarımları yaparken bir yandan topluma karşı üstlendiğimiz sorumlulukları, diğer yandan da bulunduğumuz konumu göz önüne almak ve eleştirmek son derece güzel olacaktır. Bizler bugün dünya insan toplumunun birer üyesiz ancak içinde bulunduğumuz konum, üstlendiğimiz görevler teker teker her birimize ayrı bir sorumluluk getirmekte. Zira, bugün ürettiğimiz bir bilgi yarın yüzbinlerin hayatlarına mal olabilir veya hayatlarını kurtarabilir dahası hiç bir işe de yaramayabilir. Bilimsel bilgiyi üretirken enikonu paylaşmak için üretiyoruz, mezarda bizimle beraber gömülü olarak kalması için değil. Bilginin paylaşımı ise bilginin üretim süreçlerinin temel taşıdır. Bugün hiç bir kimse çıkıp diyemez ki, devasa literatür okyanusundan faydalanmadan üretim süreçlerine katkıda bulundum. Oldukça açık: Makalelerin, kitapların ve benzer yayınlar kimseden uzak değiller ancak bilim dünyasında bir takım kişi(ler) veya grubun üretimi oldukları için yüzleri soğuk, çok soğuk. Biz de üretim süreçlerinde etken olarak çalışırken, çaba harcarken bu malzemeyi bir kaç referans veya dipnot ile kullanıyoruz. İçimiz oldukça rahat… Çünkü ne o yayınlar yapılırken ortaya konulan çaba, sarfedilen emek, çekilen sıkıntı ne de o yayınları tarayıp online veritabanlarına koyan veya matbaada işçilerden, çalışanlardan haberdarız. Dolayısı ile internet dünyasında, forumlar için alay konusu olan “emeğe saygı, repleri görelim beyler” gibisinden işler çıkarıyoruz. Makale/kitap sahibine “rep” veriyoruz bir nev-i. Herkes mutlaka yaşamıştır, ihtiyacımız olan bir bilgiyi fellik fellik arayıp aynen istediğimiz gibi bir malzeme bulduğumuzda duyduğumuz jouissance‘ı*. Evet, o jouissance kesinlikle sorgulanmalıdır. Niçin böyle hissediyoruz, acaba bulduğumuz için mi, yoksa üreteceğimiz yeni bilgi için mi, yoksa hocanın verdiği ödevi sorunsuz halletmek için mi, yoksa hissedeceğimiz gurur ve böbürlenme için mi, yoksa birilerinin hayatını kurtardığımız için mi, yoksa sorumluluklarımız için mi? Bileşenler rahatlıkla çoğaltılabilir.
Bilimsel bilginin üretim süreci, şimdilerde quasi-iş birliği ile yapıladursun, bunun tarihini incelemekte fayda var. Şimdi uzun uza diye burada yazacak ne vaktim ve de mecalim var ancak üniversitelerde tarih boyu bilimsel bilginin üretimi tam da kapitalist süreçlerle birebir örtüşen bir biçimde yaşanan sancılı bir rekabet ile mümkün olmuştur. Günümüz üniversitesinin başlangıcını Padua kabul edersek, erkek egemen belirlenimci dünyanın bilim insanları o tarihten buyana var olan rekabet yüzünden, rekabetçi hissiyat yüzünden zaman zaman vuruşmuşlardır bile, hatta sanki bir keresinde atom boması yapmak için mi yarışıyorlardı ne? Ne rekabetti değil mi? Akıl almaz…. Günümüzde ise elinde binbir türlü, sayısız araç bulunan sistem çeşitli ideolojik yapıları artık bize daha rahat aktarabiliyor ya da kafamıza çakmağa çalışabiliyor. Rekabet ideolojisi de bunlardan sadece ve sadece biri. Rekabetin var oluşu gereği temelinde ne işbirliği vardır, ne ortak emek vardır ne paylaşmak vardır. Rekabetin doğasında şimdilerde kozmetik müdahalelerle saklanmış, gizlenmiş, cici bici süslenmiş ciddi bir savaş vardır; vicdansız, acımasız bir savaş. Rekabet ancak ve ancak köleler yaratır. Tarih boyunca bu böyleydi ve böyle olmaya da devam edecek. Burada itiraz gelebilir, “eee hiç mi bir işe yaramıyor peki, ortada olan ürünler var”. Bu sorunun cevabı kesinlikle şudur: Evet. Evet hiç kuşkusuz sayısız sayısız ürünün, kütüphanelere sığmayacak kadar bilginin üretilmesine vesile olmuştur. Tarihi tipik yapısalcı “etki-tepki” gözlükleri ile izliyorsak bu sorunun cevabından vicdanımız rahatsız olmadan ancak tatmin olabiliriz. Rekabet ideolojisi büsbütün bir görme bozukluğudur.
Rekabetin kanlı coğrafyası yeni bir olaya sahne oldu geçen bir kaç gün içinde. Birbirleriyle kıyasıya rekabete tutuşan devasa biyoteknoloji firmalarından “güzide” bir tanesi olan Merck, AIDS aşısını diğer rakiplerinden önce geliştirmek için milyar dolarları savururken, 2 düzine insana HIV virüsü “hediye” etti… Acı, çok acı… Dünya son dercde hızlı bir biçimde dönüşüyor. Şimdilerde kendi yarattığımız canavar “küresel ısınma” ile mücadele ede duralım, hayat rekabetin latifeleri üstünden akıp gitmekte.
Yeni açılan biyomühendislik bölümleri benim için hem bir sevinç kaynağı hem de bir vicdan yarası. Kimbilir ne kadar canlının hayatına malolacak bu bilimsel üretimler ve ürünleri kaç cana kıyacak. Belki hiç böyle de olmayabilir, mesela en temel sağlık hizmetlerini bile alamayan insanların işine yarayacak müthiş bir ürün üretebilriz. İşte tam bu noktada bilimsel bilgini üretim sürecinde, toplumsal sorumlulukları omuzumuza alıp yola çıkarken, örgütlü bir birlikteliğe, ortak emeğe ve çabaya ihtiyacımız var. Bu ne bir liderle ne de güç-hırs ikilisi ile beraber olabilecek bir şey değil. Örneğin, Kimya Mühendisleri Odası gibi örgütler kesinlikle ve kesinlikle bu ortak çabaya dahil olmalıdır. Bir düzenleyen veya dikte eden yapı olarak değil tam aksine, bilim insanlarını buluşturan, ortak çabaya, emeğe ve değerlendirmeye yönelten bir çatı olarak. Bu durumu sonuna kadar zorlamak, doğayı mahvedebilen ve güzelleştirebilen bir tür olan insanlığın diğer tüm insanlara, canlılara ve doğaya karşı olan sorumluluğununun dile getirilebilmesi, ortak akıl ile hatırlatılması için son derece demokratik bir yöntem olacaktır. Bilginin demokratikleşmesi için sonsuz bir ehemniyete sahip mücadele olacaktır. Ne demiş ozan**: “El Pueblo unido, jamás será vencido…”***
Diğer bölümler ile kıran kırana rekabet ile fark yaratmaktan ziyade var olan farklılıkları olası ortak üretim süreçlerini zenginleştirecek bileşenler olarak algılamakta sonsuz fayda var. Ortak akıl ve emeğin bu zenginliği kimsenin karnını doyurmayabilir veya kimilerinin iktidar hırslarını tatmin etmeyebilir ancak ortaya çıkaracağı ürünlerin, hem üretim süreci hem de toplumsal yansımaları bakımından insanların vicdanlarına/hayatlarına yaralar açmayacağı, birlikteliğimize ve örgütlülüğümüze heyecan getireceği ortadadır.
Nazım’ın şiirini dinlemek hoştur bu noktada:
………..
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin, beyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin, hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, hem de en güzel en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde. ……..
* jouissance için bakınız
**Sergio Ortega.
***:Birleşmiş halk asla yenilmeyecek. (Bu bağlantıda şarkı mevcut)
Filled under Political Thing, Scientific Thing. Comments.
Yumurtlamak
Published on September 14th, 2007.
Yeni Anayasa üzerinde tartışmalar süredursun, YÖK eski başkanı Kemal Gürüz, zamanındaki icraatlerine ve politikalarına uygun bir açıklama yaptı. Yeni anayasa taslağında öğretim üyelerine tanınan özgürlükleri fazla bularak tam olarak şöyle konuştu:
Anayasa taslağı son derece çağdışıdır, gelişmelerden bihaberdir. Taslağı hazırlayan beş öğretim üyesi içinde üniversitelerin ‘ü’sünden anlayan bir kişi bile yoktur. Hedef ‘Cumhuriyet’ düşmanlığıdır. Öğretim üyelerine sınırsız yayın özgürlüğüyse sapıkça bir zihniyetle getirilmeye çalışılmaktadır.bağlantı
Anlaşılan, sağlam ve yıkılmayacak statükocuların karşı çıktığı aşikardı. Ancak son gelişme ve verdiği “öğretim üyelerine sınırsız yayın özgürlüğüyse sapıkça bir zihniyetle getirilmeye çalışılmaktadır” demeci yeni bir mücadele yolunu da gösterdi. Demek ki, öğretim üyelerinin ve üniversitelerinin özgürleştirilmesi çabasına girişenleri sadece engellemeye çalışmayacak, üstüne küfür edecekti…
Faşizmin ideolojik araçları yine devreye sokuldu: “Cumhuriyet” düşmanlığı. Yine korku yaratmak, yine tehdit etmek, yine sindirme istemi.
Bugün Türkiye’de bilimsel devinimin aleladeliğinden dem vuran herhangi bir düşünce, YÖK’ü mutlaka eleştirmelidir. 12 Eylül adamlarından Doğramacı’nın ve ekibinin hazırladığı bu YÖK ile üniversitelerin ellerinin bağlandığı ortadadır. Üniversiteler özerk değildir, öğretim üyeleri özgür değildirler. Bir üniversite kendi içinde neredeyse “kral” yetkileri ile donatılmış rektörlerin yönetimi altındadır. Bu yönetimlerin de YÖK’e göbek bağıyla bağlı olması ise açık seçik ortadadır.
Üniversiteleri “özgürleştirmek” adına zamanında solcu kadroların tasviyesi için dinci ve aşırı milliyetçi gerek öğrenci, gerekse de öğretim üyesi düzeyindeki yapıları-örgütleri, üniversitelere doluşturmak da bu akımın bir eseridir. Bugün şu üniversite böyle dinci, şu üniversite şöyle faşist deyip yakınan kim varsa önce dönüp kendine bakmalıdır ardından 12 Eylül’e.
YÖK halihazırda über-demokratik bir yapı olduğundan, zaten yeni anayasa ile öğretim üyelerine sağlanabilecek özgürlükler son derece gereksizdi!.
Filled under Political Thing, Türkçe. Comments.
12 Eylül’ün “27 Yılı”
Published on September 11th, 2007.
ve hediye bir şarkı…. El Pueblo Unido!!
Acaba bizler, toplum olarak darbecileri yargılayabilseydik, bugün nasıl olacaktı?
www.78lilernet.org’dan alıntılıyorum…
Gözaltına alınanlar: 650.000
Fişlenenler: 1.683.000
Açılan dava sayısı: 210.000
Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılananlar: 230.000
Bunlardan 141-142-163. maddelerden yargılananlar: 71.500
Sivil mahkemelerde açılan davalar (1980-88): 9,508
Yargılanan “örgüt üyesi” : 98.404
Hüküm giyen “örgüt üyesi”: 21.764
“Yurda dön” çağrısı yapılanlar: 29.000
Vatandaşlıktan çıkarılanlar: 14.000
Pasaport verilmeyenler: 388.000
Faaliyetten men edilen dernek: 23.700
Toplam 644 cezaevindeki hükümlü-tutuklu : 52.000 (1990′da kalanlar)
Toplam ölü (eceliyle): 229
Kuşkulu ölüm: 144
Açlık grevinde ölenler: 14
Kaçarken vurulanlar: 16
“Çatışma”da öldürülenler: 74
Doğal ölüm raporu verilenler: 73
“İntihar” ettiği bildirilenler: 43
“Nedeni belirsiz” ölenler: 2
İşkence sonucu öldürülenler: 171
Açılan işkence soruşturma veya davası: 9.962 (1982-1988 arası)
İşkence yaptıkları suçlamasıyla yargılanan güvenlik görevlisi : 544
1981 yılı Nisan-Mayıs aylarında ödüllendirilen güvenlik görevlisi: 1.002
1402 Sıkıyönetim yasasına göre yapılan işlem : 18.525
Hakkında işlem yapılan memur: 7.245
Hakkında işlem yapılan öğretmen: 3.854
Hakkında işlem yapılan güvenlik görevlisi: 988
Hakkında işlem yapılan din görevlisi: 266
Hakkında işlem yapılan öğretim görevlisi: 120
Hakkında işlem yapılan mülki amir: 35
Hakkında işlem yapılan hakim-savcı: 47
Bölge dışına sürülenler: 7.233
Görevlerine son verilenler: 4.891
Cezaevlerindeki gazetecilerin aldığı ceza toplamı: 3.315 yıl 3 ay
İstanbul gazetelerinin yayın yapamadığı gün sayısı: 300 gün
Gazetecilere istenilen hapis cezası: 4.000 yıl
Cezaevlerindeki gazeteciler: 31
Polisçe aranan gıyabi tutuklu gazeteciler: 13
Silahlı saldırıda öldürülen gazeteciler: 3
Yalnızca 1989′da 16 günlük gazeteye açılan dava: 394
Tazminat davalarının sayısı:211
İstenilen tazminat miktarı: 12 milyar 848 milyon
Yakılarak yok edilen gazete, dergi, kitap: 39 ton
Yok edilmek üzere depolarda bekleyen yayın: 40 ton
Basın özgürlüğünü kısıtlayan yasa sayısı: 151
Yasaklanan yayın sayısı: 927
Yasaklanan film sayısı: 927
Kağıt oranlarının artış oranı: 13
Haklarında idam cezası istenenler: 7.000
Ölüm cezası verilenler: 517
Askeri Yargıtay’ın onayladığı idam cezası: 124
Dosyası Meclis’te bulunan idam hükümlüsü: 259
İnfaz edilen idam cezası: 50
İnfaz edilen sol görüşlü idam mahkumu: 18
İnfaz edilen sağ görüşlü idam mahkumu: 8
İnfaz edilen yabancı ( Ermeni ): 1
İnfaz edilen adli suçlu: 23
1980 - 1985 yılları arasında…
22.912 kişiye 0-1 yıl ceza verildi
10.784 kişiye 1-5 yıl ceza verildi
6.186 kişiye 5-10 yıl ceza verildi
2.396 kişiye 10-20 yıl ceza verildi
939 kişiye 20 yılın üzerinde ceza verildi
630 kişiye müebbet hapis cezası verildi
420 kişiye ölüm cezası verildi
Bu rakamlar Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığından temin edilmiştir. Ayrıca bu rakamlar 1990 TBMM açılışında adalet bakanlığının raporunda sunulmuştur. TBMM arşivlerinde mevcuttur. Hemen şunu da ekleyelim gerçek durumun rakamsal ifadesi çok daha yüksektir. Darbe ile birlikte kapatılan partiler , sendikalar, demokratik kitle örgütleri ve yine tüm bu kuruluşların gözetime alınan, sorgulanan siyaset yasakları getirilen başkanları, yönetim kurulu üyeleri ile ilgili rakamlar eklenmemiş, başka bir çalışmaya bırakılmıştır.
Filled under Podcast Thing, Political Thing. Comments.
IFEX ve Wordpress’in Engellenmesi
Published on August 29th, 2007.
Daha önce de bahsetmiştim, IFEX’in (Uluslararası İfade Özgürlüğü Değişimi Ağı) tepkisini bekliyorum diye. Sonunda…
BIANET‘in duyurusu ile yine Adnan Oktar olayı ile ilgili Wordpress’e erişim engeli haberi, IFEX uluslararası bültenine eski engellemelerin yanında bir güncelleme olarak düştü.
IFEX‘in haberine buradan ulaşabilirsiniz.
Filled under Political Thing. Comments.





