Archive for 'Political Thing'
Sansür v2.0: Jüristokrasi vs. Siyasi Partiler veya Bizler
Published on March 15th, 2008.
Jüristokrasi (Juristocracy), hukukun yaptırım gücünü elinde bulunduranların, siyasi iradenin yerini alması manasındadır.
Beğernirsiniz veya beğenmezsin, destek olursunuz veya muhalefet edersiniz, seversiniz veya sevmezsiniz, sevişirsiniz veya kavga edersiniz ancak bunların hepsinin “demokrasi mücadelesi” içinde olmalı. 1930 model beton kafa zihniyeti ile alınabilecek yol pek yoktur.
Bakın bugün kimlerin başına geldi: -Yarın DTP’nin, öbür gün benim, başka bir gün de senin başına gelecek-
Technorati Tags: Juristocracy,Jüristokrasi,Sansür,Siyasi Partiler
Filled under Political Thing, Türkçe. Comments.
Tayyip Erdoğan’ın ve Türkiye’nin Kadınları
Published on March 11th, 2008.
8 марта это день восстания рабочих женщин от кухонного рабства*
*: 8 Mart, Mutfak Köleliğine İsyan Eden Emekçi Kadınların Günüdür.
Feminist Mücadelede Hayatını Kaybeden, Ezilen, Hor Görülen, Sömürülen Kadınlara Adanmıştır.
Feminizm algısının, kadınımcılık oynayan kadın bireylerin hal ve hareketlerine indirgendiği günümüz siyasi yaşantısında geçiyor bu yaşananlar. 8 Mart’ı, bugünün ucube kutlamalar silsilesi içine eklemleyen siyasi tavırdır yaşananlar. Kadın sözcüğünü telaffuz edemeyip “bayan” sözcüğünü teleffuz edenlerin öyküsüdür yaşananlar. Erkek egemen kapitalist üretim dizgesinde, zamanla boy göstermeğe ve hakkını aramak için mücadele etmeğe başlayan kadınların gözyaşlarıdır yaşananlar.
Resmi olarak 1909 yılında ilk kez kutlanır “Uluslararası Kadınlar Günü”. Baş rolde zamanın ABD’sinin “Amerika Sosyalist Partisi” vardır. Biraz muallak da olsa 1850′lerde başlayan emekçi kadın direnişi, 1908′de Amerika’da binlerce emekçi kadın yaşamsal hakları ve oy verme hakları için New York’ta yürümesiyle dünya gündemine girer ve 1911′ New York “Triangle Shirtwaist Fabrikası Yangını”yla doruğa çıkar. 140 emekçi kadın yanarak hayatını kaybeder. Bu tarihten sonra Uluslararası Kadınlar Günü daha da önem kazanacaktır. Alman sosyalist yoldaş Clara Zetkin’i anarak burada Feminist mücadelenin tarihi konusunda ahkam kesecek değilim. İlgilenenler şu makaleye göz atabilir: Temma Kaplan, “On the socialist origins of International Women’s Day” Feminist Studies 11, No. 1 (1985), pp. 163-171. [1], [PDF].
Burada insan şu soruyu soruyor kendine: “Peki 1 Mayıs kimin bayramı?”…
Sovyetler’in çöküşü ile “Güzellik ve Analık” mertebesine indirgenen 8 Mart, yakında sevgililer günü gibi kutlanmağa başlayacaktır. Hatta sokakta birbirini tebrik eden onlarca insanı görebilirsiniz: “Kadınlar Günün Kutlu Olsun”. Bir Feminist Mücadele vardı ne oldu O’na?
Nezihe Muhiddin ve Halide Edip…
[Alıntı]
…1923′te gündeme gelen ve kadınlara seçimlere katılma hakkı tanıyan yasa reddedildi. Ardından Nezihe Muhiddin Hanım’ın Kadınlar Halk Fırkası kurup aktif olarak siyasete katıldı, 1924′te Türk Kadınlar Birliği kuruldu. Bu iki girişim erkeklerin insafına ve anlayışına emanet edilmiş bir tavrı benimsemediler de. Türk Kadınlar Birliği seçme hakkı meselesini konferans zeminlerinde, basında dile getirdi ve itirazlarını BMM önünde gösteri yapmaya kadar vardırdı.
Bunların sonucu olarak önce Belediyeler Kanunu ile 1930′da ilk adım atıldı. Kadınlar belediye seçimlerine katılabileceklerdi. Ardından 1933′te Köy Kanunu bu yönde değiştirildi. Muhtar ve ihtiyat heyeti seçimlerinde kadınlar oy kullanabilir oldular. Ve nihayet 5 Aralık 1934′te Anayasa değiştirilerek kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı….
Türkiye hep kadınlara Dünya’da ilk kez seçme ve seçilme hakkı tanıyan ülkeyim diye övüne gelmiştir. Halbuki bu durum hiç de öyle değildir, iyi bir araştırma ile Türkiye’nin tren katarının sonlarında olduğu açıkça görülebilir. Kraldan çok kralcı Kemalist düşünce neferlerinin meziyetlerinden biridir. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilidikten sonra, kadınlar yine toplumun baskısına bunun ardından evlerine, kocalarının şiddetine ve zulmüne iade edilir. Kurtuluş Savaşı sırasında kadınlarımızın ortaya koyduğu üstün çaba sonsuz yüceltilip yine kadınlarımızın sofrasına bir afyon olarak konulur. Anadolu kadını, Kurtuluş Savaşı’nda kendini feda etmiştir. Bu müthiş bir fedakarlıktır. Daha sonra Yaprak Zihnioğlu da bu durumu “Kadınsız İnkılap Nezihe Muhiddin Kadınlar Halk Fırkası Kadın Birliği” adlı kitabında “kadınsız inkılap” olarak adlandıracaktı. Daha etraflıca bir okuma için bakınız:
- Nezihe Muhiddin, “Nezihe Muhiddin ve Bütün Eserleri“, (4 Cilt) 2006, Kitap Yayınevi.
- Halide Edip, “Yirminci Asırda Kadınlar“, 1913, Mektep Müzesi Dergisi.
- Serpil Çakır, “Osmanlı Kadın Hareketi“, 1994, Metis Yayınları.
- Yaprak Zihnioğlu, “Kadınsız İnkılap Nezihe Muhiddin Kadınlar Halk Fırkası Kadın Birliği“, 2003, Metis Yayınları.
- Avni Özgürel, “Erkeklere karşı varlık mücadelesi“, 2007, Radikal Gazetesi [Bağlantı].
- Hale Kaplan Öz, “Her başarılı kadının arkasında da bir kadın var“, 2007, Yeni Şafak Gazetesi [Bağlantı].
- Bahar Çuhadar, “Geç de olsa tanıştık“, 2006, Radikal Gazetesi [Bağlantı].
- Yeşim Arat, “TOWARD A DEMOCRATIC SOCIETY, The Women’s Movement in Turkey in the 1980s”, 1994, Women’s Studies Int. Forum, Vol. 17, Nos. Z/3, pp. 241-248. [Bağlantı].
Tayyip Erdoğan ve Bülent Ersoy…
Müthiş bir cesaret örneği göstererek hissiyatını ve fikrini dile getiren Bülent Ersoy, daha sonra da yaygın olarak yapılan “kıvırma” taktiğini uygulamayarak gözümde müthiş bir saygınlık kazanmıştır. Karşısına milyonlarca homofobik, kadın düşmanı ve faşist insanı almak pahasına yapmıştır. Alnından öpmek gerekir. Kendine toplumun ahlak bekçiliği gibi bir makamı (ideolijiyi) seçen RTÜK başkanı da kendisine kızmıştır!. Türk Aile Yapısı‘na uygun düşmezmiş. Kendisine hiddetle sormak isterim Türk Aile Yapısını kim, nerede, ne zaman, nasıl, niçin tanımlamıştır?
Tahayyülle dair bir ipucu vereyim: Yeknesak bir toplum yapısı.
8 Mart’ta Anıtkabir’i ziyaret eden, Cumhuriyet elden gidiyor diye korkutularak -koşullandırılarak- histerik bir biçimde titreyen o kadınlar… 8 Mart’ı sahiplenenler için zihin açıcı bir yazı ve her zamanki gibi Yıldırım Türker… Belki bir yerden tanıdık gelir diye şu resme göz atmalısınız:
(İkinci Dünya Savaşı sırasında İtalya’da yayınlanmış bir propaganda afişi.)
Mussolini, İtalyan nüfusunun olması gerekenden daha az olduğundan yakınıyordu ve bunun bir sorun olduğunu düşünüyordu. Kısa süre içinde İtalya nüfusunu 2′ye katlamak gibi bir amacı vardı (Hedef 1950′de 60 milyon İtalyan idi). Bunu da “Doğum Savaşı” -Battle of Births- adını verdiği bir kampanya ile sağlayacağını düşündü. Ailelere 5 çocuk hedefi kondu ve bundan fazla doğuran kadınlar da Faşist hükümet tarafından ödüllendirilecekti. Bu heyecan ile Roma’daki Palazzo Venezia’da toplam 1300 çocuk doğurmuş 93 tane anne ile birlikte toplantı yapması tarihin sayfalarındadır. Daha ayrıntılı bilgi için bakınız: Durham, Martin: “Women and Fascism”, 1998, Routledge [Bağlantı]
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, R. Tayyip Erdoğan da “Uluslararası Kadınlar Günü” sebebiyle, mini mini çocukları mıncıklarken, kadınlarımıza görevlerini ve ödevlerini tekrar hatırlattı. “3 Çocuk Yapın”. Aferin sayın Erdoğan. Kiminiz tarih tekerrürden ibaret yanılgısına düşebilir. Bu kesinlikle yerinde bir görüş değildir. Tekerrür eden sadece ve sadece faşist ideolojidir.
Kadın Her Yerde!
Kadın her yerde.
Savaşlarda ağlayan kadınlar her yerde: Annemiz, kapı komşumuz.
Evinde kendine verilen ödevi yapan kadınlar her yerde: Teyzemiz, temizliğe gelen Fatma ablamız.
Aşağılanan, tacize uğrayan kadınlar her yerde: Yarimiz, okul arkadaşımız.
Emeği sömürülen kadınlar her yerde: Fabrika’daki Ayşe ablamız, kapıcının karısı Aliye teyzemiz.
Zorla evlendirilen kadınlar her yerde: Yan mahalledeki Gülşah teyzemiz…
Erkek egemen dünyanın dayağını yiyen kadınlarımız her yerde, tecavüze uğrayan kadınlarımız her yerde, bir ciklet gibi genelevlerde satılan kadınlarımız her yerde…
Bütün erkek egemen dünya hıncını biriktirmiş ve kadınların üzerine kusmakta…
Kadınlarımız! Onlar isimsiz milyonlar, milyarlar.
Sağlıcakla…
…önce eylem vardı!
Technorati Tags: 8 Mart,Uluslararası Kadınlar Günü,IWD,International Womens Day,Faşizm,Bülent Ersoy,Tayyip Erdoğan,Mussolini
Filled under Political Thing, Türkçe. Comments.
Sansüre Dur De!
Published on March 5th, 2008.
(Bu Yazı IFEX -International Freedom of Expression Exchange / Uluslararası İfade Özgürlüğü Değişimi- web sitesinde yayınlanan bir duyurudan esinlenilerek kaleme alınmıştır. Tamamen özgün olmayıp, bir kısmı çeviridir.)
Do Not Hate Media, Be Media!
Sansüre karşı yapılacak demokratik mücadelenin yanısıra ortaya koyabileceğimiz çözümler de var. Her ne kadar demokratik yollarla hak arasak da, siyasi ve hukuki düzenin işleyişinin tam anlamıyla hantal olması sebebiyle, özgürlüklerimizden feragat etmemek için ayrıca yollar bulmak durumundayız.
İnternet dünyasında “susturma olayı” bu blogda pek çok kez tartışıldı. İnternet sansürünü yenmek ve özgürlüklerin sınırlarını baştan savma, ucube yasalarla çizmeğe çalışan yapıya bir cevap vermek için eylem yapmak durumundayız.
Sansüre pek gıcık oldukları aşikar bir kaç güzel bilişim araştırmacısının ortaya çıkardığı bir çözüm ve eylem biçimi var: Psiphon
Psiphon bir nevi bir “güven ağı” olarak tanımlanabilir. Psiphon, internete sansür uygulayan ülkerlerde yaşayan insanların bir sunucuya bağlanıp, interneti sınırsızca ve özgürce kullanabilmelerini sağlıyor. Peki nasıl oluyor bu? İnternet bağlantısı sansürlenmeyen ülkelerde yaşayan bir Psiphon sağlayıcısı, Psiphon sunucusunu (”psiphonode”) bilgisayarına indiriyor ve çalıştırıyor. Daha sonra bağlantı bilgilerini, internet sansürü uygulayan ülkelerdeki arkadaşları, ailesi, eşi-dostu ile paylaşarak, bu kullanıcıların (”psiphonites”) sansürün perdesinden kurtulmasını sağlıyor. Psiphon kullandığınızda servis sağlayıcılar ve/veya düzenleyici kuruluşlar sadece sizi bir diğer bilgisayara bağlanmış gibi algılıyorlar. Bir siteye bağlandığınızı kesinlikle algılayamıyorlar. Her Psiphon sunucusu birbirinden farklı, kriptolanmış ve özel olduğu için, sansür uygulayacak kuruluşlar tarafından takip edilip bulunması neredeyse imkansız.
İfade, fikir ve vicdan özgürlüğü her şeydir. Tecavüze ve sansüre izin vermeyin!
Psiphon’u indirmek için resmi web sitesi: http://psiphon.civisec.org/
OpenNet inisiyatifi tarafından, Citizen Lab’ı da (Psiphon geliştirilmesi sürcinde aktif rol oynayan örgüt) içerecek şekilde 4 akademik kurumun işbirliği hazırlanan “Access Denied: The Practice and Policy of Global Internet Filtering” henüz yayınlandı. “Access Denied”, 40 ülkede hükümetlerin hangi şekillerde ve hangi yollarla kendi vatandaşlarının bilgiye ve/veya malumata erişimini kısıtladığını inceleyerek belgelendiriyor. “Access Denied” (Erişim Engellendi) kitabı hakkıında daha fazla bilgi edinmek ve satın almak için buraya tıklayın.
Citizen Lab: http://www.citizenlab.org/
Önce eylem vardı….
Technorati Tags: Psiphon,İnternet Sansürü,İfade,Fikir,Vicdan,Özgürlük,IFEX
Filled under Political Thing, Technology Thing, Türkçe. Comments.
Adalet ve Hrant Dink
Published on February 14th, 2008.
Sokakta, orada burada Hrant Dink hakkında konuşulduğu zaman “aman canım ne savunuyorsun elin Ermeni’sini” lafını duymuş olmalısınız belki de bizatihi siz söylemişsinizdir…
Olay keşke “elin Ermeni’sini savunmak ve savunmamak” sıkıntısı olsaydı keşke. Hayır, acıdır ki böyle değil. Türkiye’nin kangreni haline dönüşmüş bir akıl tutulması olan her geçe gün aşırı şiddete doğru evrilen milliyetçiliktir asıl sorun olan. Tarih algısının ve okumasının resmi tarihle sınırlı olduğu toplumlarda bu durum elbet tipiktir. Herhalde dünya memleketleri üzerinde henüz böyle resmi tarih ideolojisini kıyasıya eleştirebilecek bir memleket de yoktur. Devletleri kuran ideoloji resmi tarihini dayatmak zorundadır, varlıklarının idamesi için olmazsa olmazdır.
Ermeni Soykırımı, sözde Ermeni Soykırımı, özde Ermeni Soykırımı… Sayılamayacak kadar belge ile ispatlanmıştır/doğrulanmıştır her durum da… Soykırımcılar ve Soykırım Olmadıcılar inanın yüzlerce kez kendi dediklerinin doğruluğunu ispatlamıştır. Bu süreç halen devam etmektedir. Diaspora Ermeniler’i, Türkiye ve Ermenistan Devletleri’nin güya yaptığı açılımlar Ermeni Sorunu’nu yine/yeni/yeniden bu ispat/doğrulama yarışını canlandırmaktan başka bir şey değil. Kimisi için vicdan yarası/sorunu olan bu durum kimisi için de ideoljik bir sidik yarışından farksızdır.
Hrant’ı vicdanlarınızda yargılamadan, Norzartonk.Org‘un derlediği, rahmetlinin yazılarını okuyunuz. Hani ne bileyim, belki, sidik yarışına dahil olmadan bir soru işareti oluşturabilir kafanızda.
–
Filled under Political Thing, Türkçe. Comments.
Transition to Neoliberalism in Middle Income Countries
Published on February 5th, 2008.
Transition to Neoliberalism in Middle Income Countries
Policy Dilemmas, Economic Crises, Mass Resistances
This is the announcement of a conference which I received today. For those who’ll be in Ankara / Turkey between 14-15 Feb. if you have a spare time for this, you should check out. (Download the official brochure) (TBSD is the host)
Adress:
Turkish Social Sciences Association
14-15 February 2008
ODTÜ, İİBF B Binası - Salon: G 110
Filled under English, Political Thing, Scientific Thing. Comments.



