Kaos Teorisi’ni ortaya atan meteorolog Edward Lorenz geçtiğimiz çarşamba günü (15.04.2008) uzun süredir cebelleştiği kanser hastalığına yenik düşerek 90 yaşında vefat etti. Kaos öksüz/yetim kaldı…
Kaos Teorisi’nin (Chaos Theorem) deterministik fizik dünyasını sallamağa başlayacağı andı… MIT‘de Meteoroloji profesörü olan Edward Lorenz’in bir kelebek kadar ufacık bir canlının Brezilya’da kanatlarını çırpması ile Texas’ta kasırgalar koparabileceğini gösterdiği an herhalde herkes şaşkınlıktan ağzı açık bakmıştır. Newtoncu determisitik fizik dünyasından çıkıp biraz farklı düşündüğümüzde; küçücük, ufacık bir etkinin nasıl olup da devasa etkilere sahip olabileceğini tahayyül ettiğimizde insanın doğaya olan bakışı baştan aşağı değişebilir ölçüde.
Meteoroloji alanında bir ödül olmadığı için kendisinin bir Nobel Ödülü yok. Ancak Temel Bilimler 1991 Yılı Kyoto ödülüne sahip… Aynı ödül komitesinin yorumu ie şöyle “İnsanlığın doğaya bakışında Sir Isaac Newton‘dan bu yana en dramatik değişimlerden biri”…
Günümüz dünyasında oldukça can sıkıcı bir kavram kargaşası mevcut. Kaos kelimesi bugünün basınında ve sokaklarında sadece kargaşa ve arbedeyi betimlemek için kullanılıyor. Bu durumun böyle olmadığını Kaos hakkında bir miktar araştırma ve okuma yaparak anlayabilirsiniz. Bu işe de Fritjof Capra‘nın “The Web of Life” (Yaşamın Örgüsü) isimli kitabı ile başlayabilirsiniz. The Web of Life’ın, Prof. Dr. Beno Kuryel tarafından yapılmış Türkçe tercümesi de mevcut. Eğer İzmir’de oturuyorsanız, Prof. Dr. Beno Kuyel’in “Bilim Felsefesi Sohbetleri”ne katılmanızda büyük fayda olacağı kesindir. Ayrıca çok değerli fizikçi Ilya Prigogine‘in “Order Out of Chaos” (Kaos’daki Düzen) ve James Gleick‘in “Chaos” (Kaos) adlı kitaplarını mutlaka edinin.
Bugün deterministik fizik anlayışının etkileri her yerde görülüyor… Felsefeden koparılmış bir bilim, politika üretemeğen bir bilim, belirlenimci toplum anlayışı… Edward Lorenz’e ne kadar teşekkür etsek azdır. Bir “Lorenz Attractor“‘u (Çekicisi) ile veda edelim, çok teşekkürler, çok!
Geçen bölümden kaldığım yerden devam ediyoruz. Şiro EOS 2008 (European Orthodontic Society )kongresinin yapılacağı binayı “göya” bilmesi sonunda Berlin‘de adres sormadık insan kalmadı. Velhasıl otel odasına geri dönüp internet vasıtasıyla binanın yerini aradık… Ben sürünüyorum, Şiro gülüyor. Berlin kazan biz kepçe… En sonunda binayı buluyoruz, Şiro’yu kongreye sağ salim teslim ediyoru ama…
Her canlı matematikçe düşünür çünkü etkileşim içinde bulunduğu fiziki dünyayı ancak bu şekilde algılar. Gerçekleşen olayları çözümlemek veya nasıl gerçekleştiğini öğrenebilmek için kendi düşüncesinde benzetimler veya başka bir deyişle simülasyonlar yapar, bununla da yetinmez benzetimlerden elde ettiği bilgiyi kullanarak karşı konulmaz öğrenme merakıyla sürekli denemeler yapar… Öğrenmeyi öğrenme sürecinin bir parçasıdır bu.
Peki bu durumun bir kedi ve su faturanızla ilgisi nedir? Buyrun seyredin:
Their song Vodoo Dreams is from their “Breathin’ Again” album which as debuted in Jan. ‘06.
Their sound is more or less like Evanescence especially Laetitia as the lead vocal. But the guy “Cisco” can not manage it. Other than this at last if you want to metal up your ass Antarhes should be a choice…
Pippa Bacca’nın başına gelenleri okumadan, duymadan önce muhtemelen kendisinin adını dünyada duyan pek az sayıda insan vardı.
-0-
Pippa Bacca bir sanatçıymış, “barış” için bir serüvene atılmağa karar vermiş bir sanatçı. Karar vermiş bir yola çıkacak, otostopla seyehat edecek ve barışı insanlara anlatacakmış. Adını pek çoğumuzun unuttuğu barış denilen o şeyi anlatacakmış…
Yola çıkmış, Türkiye‘ye varmış ve o gelinliği ile Gebze taraflarında yeni bir otostop yapmış ve bir daha kendisinden haber alınamamış. Daha sonra öğrendik ki, kendisi tecavüze uğrayıp, hunharca öldürülmüş ve barbarca yarı beline kadar gömülmüş.
Sonra günün birinde, Türkiye denilen masallar ülkesinde büyük, çok büyük olan bir kaç basın kuruluşu tarafından keşfedilmiş bu zalimlik. Bu masal ülkesinin basın kuruluşları çok içerlemişler yaşananları ve “Utanıyoruz” başlığı ile muştulamışlar. Aman nasıl olur, ne kadar zalimce edalarıyla. Bu basın kuruluşlarının “ulusal hassasiyeti” varmış, kulaktan kulağa konuşulurmuş bu, kimisi faşist dermiş kimisi başka bir şey. Bu muştuyla sıkıntıya girmiş ve eciş bücüş olmuş masal ülkesi toplumu çok utanmış. Bir anda herkes çok utanmış, çünkü ortada olan bir ülkenin rezil duruma düşmesi, ayıplanma tehlikesiymiş.
Bu basın kuruluşları Pippa Bacca‘nın ardından yarattıkları bu dalgayla adeta ülkenin paçasını kurtarmış, çünkü her daim yüce gördükleri milletleri bir töhmet altına gidecekmiş. Tecavüzcü ve katillik töhmeti. Bu furyayı duyan binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce şiddete uğramış, tecavüz edilmiş, kan davasında öldürülmüş, zorla evlendirilmiş, cinsel istismarlarla boğuşmuş, emeği bir erkeğe oranla kat be kat daha fazla sömürülmüş, mutfağa hapsedilmiş, çocuk doğurma makinası haline getirilmiş masal ülkesi kadınlarının yüreği yanmış. Yabancı basında bunu okuyan milyonlarca kadının da yüreği yanmış…
O güne kadar kadın hakları için kılını kıpırdatmamış neoliberal basın, bu olayda toplumu bayağı örgütlemiş çünkü asıl amacı kadına uygulanan insanlık dışı muameleyi gözler önüne serip bununla mücadele etmek değil, o çok mühim ulusal gururu kurtarmakmış. Bunu yaparken çok güzel mazohist bir yol bulmuş: Üstün gururumu ayaklar altında çiğneteceğime, yerine utanç acısını koyar aradan sıyrılım!. Öylesine yazmışlar ki bunu, her duyan, her okuyan da Pippa Bacca’yı ve/veya aynı durumdaki diğer kadınları düşüneceğine ulusal onurunu/gururunu düşünmüş…
Bu ne kadar da iki yüzlü bir tutummuş değil mi? Daha bir kaç hafta önce nevruzlarını/newruzlarını/newrozlarını/yeni günlerini kutlarken kalabalığın arasında polisten dayak yiyen onlarca yaşlı kadını gördüklerinde utanmamışlar, erkekliğin egemen gücüyle sahnelenen binlerce tecavüz şakasını görünce utanmamışlar, bu masal ülkesinde ensest ilişkiye maruz kalmış milyonlarca kadını görünce utanmamışlar. Bu yüksek haysiyetli insanlar hiç utanmazlarmış. Bunun adı da utanmanın iki yüzlülüğüymüş…
Bu masal ülkesinin, kadınlara 3′er 5′er çocuk doğurma ödevi verip eve tıkmağa pek hevesli Başbakanı ise, söyleyecek bir kelime bulamamış…
Türkiye’den masallar dinlediniz efendim.
-0-
Bütün dünya kadınlarının, kadınlarımızın maruz kaldığı binbir zorluktan en fena olanlarından biri tecavüz. Türkiye’de bu konuda istatistik toplayanlar nasıl oluyor da katlanabiliyorlar bilmiyorum. Kendine gazete süsü vermiş bir takım faşist kurumlar özellikle Hürriyet gazetesi de bu son Pippa Bacca olayını ne kadar rezil biçimde kullanmıştır. Yazıklar olsun demeyeceğim, değmez…
Pippa Bacca ve aynı “kaderin” muzdaribi sayısız kadın, sizleri seviyorum, çok seviyorum…