Futbol hakkında konuşmak, yazıp çizmek, fikir üretmek… Erkek egemen yaşam biçiminin taçlandırılğı bir alan futbol. Futbolun doğasındaki haşinlik, kin, nefret, hırs, küfür ve şiddet gibi bileşenler erkekliğin ispat edildiği ve/veya muştulandığı ahlaki ve ideolojik değerlerdir. Takım tutmak, toplumlarda erkek cinsel kimliğinin en önemli parçasıyken, futbolu tecrit ederek yalın bir spor gibi görmek olsa olsa safdilliktir. Birbiri içersine geçerek anlam ve vücut bulan sayısız erkeklik sembolünün billurlaşarak oluşturduğu son derece büyük bir eşcinsel kulüp ve dünya… Sınırları son zamanlarda kadınlar tarafından zorlansa da futbol bu tarikat benzeri yapısını koruyacaktır. Nasıl korumasın ki? Erkeklik kimliğine mahallede yapılan maçlarla ayak uyduran çocuklar, kahvede maç seyrederken hepbir ağızdan küfür ederek esriyen kalabalıklar, cinsiyetçi küfürlerle mübalağa edilip betimlenen oyun içi mücadeleler, rakı sofrasında can bulan tartışmalar… Cinsiyetçi kültürün hergün an be an yeniden üretildiği bir mecra.
Böyle bir eleştiriden sonra, futbolun bir spor olarak güzelliklerinden bahsetmemek de olmaz. Beden çevikliğinin ve mukavemetinin yanısıra oyunu oynayanların teker teker herbirinin zeka rengiyle devinebilen bir oyun. Tamamiyle kaotik ve öngörülemez bir yapı. Hava ve saha şartlarında tutun, futbolcunun giydiği ayakkabının ayağını sıkıp sıkmamasına kadar sayılabilecek sayısız bileşen içeren bir oyun. Belirnenimci dünyanın, belirlenimci beyinleri bu oyunu öngörülebilir olarak betimlemeğe ve çözümlemeğe gayret etse de, kendileri de bu çabanın beyhude olduğunu muhtemelen hayat tecrübeleri ile er ya da geç kavrarlar.
Uzak doğulu öncüllerden ziyade “modern çağ” futbolunun doğuşu 12. yy’a kadar dayansa da, İngiltere’nin 16. ve 19. yüzyıllar arasında geçirdiği büyük toplumsal dönüşümle ve sınıflı toplumun iyiden iyiye ortaya çıkışıyla tarihin atlasında kendine yer bulur. Bu öngörülemez, kaotik ve müthiş güzelliğe sahip olan sporun tarihi pek açık olmamakla birlikte kesin olan bir yanı vardır ki o da bütün terimlerinin savaş terimleri oluşudur. Belirli gurup veya takımlar arasında düzenlenenlerden ziyade ulus devletler arası düzenlenen turnuvaların niçin bu kadar cezbedici olduğu bu yönden bakılarak bir miktar daha anlaşılabilir hale getirilebilir.
Günümüzde 4 yılda bir düzenlenen uluslararası turnuvaların ne kadar çok ilgi çektiğini tekrardan anlatmağa gerek yok. Bugünlerde devam etmekte olan 2008 UEFA Avrupa Futbol Şampiyonası’nda şimdiğe değin bir çok maç oynandı. Beni bu satırları yazmağa iten ise, 2002 FIFA Dünya Kupası’na katılamayan, 1988 Avrupa Şampiyanası’ndaki Hollanda‘nın bir bakıma yeniden dirilişini görmek oldu. Eğer “Oranje”ler 2008 kupasını kazanırlarsa pek de şaşırmam ve sevinç duyarım… O efsane kadro (bir önceki bağlantıya tıklayın)… İnternetin devinimi sayesinde o günlerden kalan video arşivlerine az da olsa ulaşmak mümkün…
O günlere atfen:
(Not dileyene Türkçe tercümesini de kısa bir zaman içinde ulaştırabilirim. Videoları indirmek için bu girdinin en altında bağlantılara ulaşabilirsiniz.)
Devam–> (more…)
(My solution is just for 32bit systems, I’ve tried it on 4 systems both upgraded from 7.10 and fresh installs. Resulted same. Be aware! This is not the official solution!)
Adobe’s Flash Player problematic is a little bit complicated in Ubuntu Hardy Heron. Ubuntu uses pulseaudio as soundserver and default flashplugin-nonfree package is having non-quality interaction with pulseaudio. Most of the Firefox crashes are because of this. There is a partial solution with this: nspluginwrapper package. It’s a mediator between pulseaudio & flashplugin-nonfree. Acts like a lubricant But after opening some flash object containing web sites, flash objects occur as greyish blank region(s)… No luck!
I get pissed off during this struggle. I was trying to convince myself as “Hey dear me! No way or another there should be a solution for that!”. I’ve searched all the bug reports, several forums, blah blah and I came to an end. Here is the solution.
(Note: purge’s prefix is double dash.) then go to the Adobe website, (I’ve used Flash Player 10 Beta, you may choose ver. 9) download the .tar.gz package;
Sipru dolayısı ile bir kaç hatasından kurtulan Wine, 1.0RC3 sürümü ile gayet olgunlaşmış duruyor. Kurulumunda standart olmayan “msxml” paketi yokluğunda istemci başlatılamıyordu. Bunu aşmak için winetricks msxml3 paketini kurmak gerekti…
Daha sonra çalıştırıldığında ise katmanlı arayüzlerle de olsa istemci başlıyor. Kullanıcı girişi rahatlıkla yapılabiliyor. TV/Radyo kayıtları yine sıkıntısız biçimde gerçekleşiyor fakat arayüz katmanlı olarak oluşturuluyor. Arayüzde görüntülenmesi gereken imajlar arayüz penceresinden bağımsız olarak görüntüleniyor ve hareket ettirilemiyor. ( Windows’da çalıştırılınca pencereyi taşırken oluşan gecikmeler ve gariplikler…??? ) Ardından geleneksel olarak çöküyor…
Accessing to information and/or knowledge is limited even if it’s on the internet. Countless scientific databases holds countless articles & books restricted for some. Storks didn’t bring it to us, we have to share & distribute it freely…
Victor Shoup, makes it possible in his style: publishing a stiff Number Theory book under the Creative Commons Licence.
A book introducing basic concepts from computational number theory and algebra, including all the necessary mathematical background.
Açık kaynaklı sinema girişimlerinin biriciği, “The Peach Open Movie Project” kapsamında hazırlanan “Big Buck Bunny“, Creative Commons 3.0 Lisansı ile yayınladı.
Daha önce DVD’si satışa sunulmuştu. Açık kaynağın güzelliği ile şimdi çeşitli çözünürlük ve biçemlerde indirilmek için sunuldu ( http://www.bigbuckbunny.org/index.php/download ). Geliştiricilerin verdiği bilgiye göre, Blender 2.5 sürümü yayınlanmadan önce yeni bir açık kaynaklı film projesi düşünülmüyor, bu da yeni projeye 2008′in sonu veya 2009′un başlarında başlanacak demek. Blender Foundation‘a ne kadar teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Hafta içinde yaşadığım “Machine Girl” faciasından sonra kendimi oldukça sevinçli hissediyorum.