Hrant Dink

Hrant Dink

19 Ocak 2007 AGOS Gazetesi önünde katledildi. Bereli birinin bu cinayeti işlediği söylendi. Sonra o zanlı Samsun’da yakalandı: Cinayeti tek başına işlemiş, yazılıp çizilenleri internetten okumuş ve kızmış. Kükremiş…

Bu canice olayın hemen ardından meymenetli İstanbul Emniyet Müdürü muştuladı: Cinayet bireyselmiş, örgüt bağlantısı yokmuş, “milliyetçi duygularla” işlenmiş. Ardından, İstanbul Valisi de aynısını muştuladı: “örgüt bağlantısı yokmuş”. Daha sonra Abdülkadir Aksu iki kafadara oranla farklı bir şeyler muştuladı: “Arkasındaki örgütün büyük bir bölümü yakalanmış”… Bundan daha garip olarak Trabzon Valisi de ilginç şeyler muştuladı: “Amatörce işlenmiş bir cinayetmiş, ideolojik örgüt yokmuş, arkasındaki kişiler biliniyormuş”. Hunharca ve “amatörce” işlenen cinayet profesyonelce işlenmeliydi dermiş gibi…

Sokaklara döküldü tepki duyan insanlar: “Hepimiz Hrantız, Hepimiz Ermeniyiz” sloganı ile caddeleri doldurdu. Çok büyük bir tepkiydi… Olayın sıcaklığı ile anti-slogan hemen üretilememişti ama yakında gelecekti. Bu arada vahim cinayeti araştıran emniyet, Yasin Hayal’i ve Erhan Tuncel’i tutukladı. Bu cevval “milliyetçiler”in garip ilişkileri ortaya çıkmaya başladı: Emekli askerler ile dirsek temasları, kucaklaşmalar…

Katil ve azmettiricilerinin mekanı Pelitli’de belediye hoparlöründen insanlara, ağızların sıkı tutulması gerektiği tembihlendi… Bir kaç gün sonra şanlı Cumhuriyet Tarihimiz’in, şanlı anlarından biri basına yansıdı. Cinayetin işlenmesinden yüzleri takallus etmiş bir iki asker ve Ogün Samast, Türk Bayrağı eşliğinde, şanlı tarihin sayfalarına yeni yazılar yazıyorlardı. Belli ki katilin sırtı sıvazlanıyordu…

Yakalanan kişiler mahkemeye çıkardıklarında birbirlerini görüyorlar, adeta danışıklı dövüş oyunları oynuyorlardı. İçlerinden biri olan Hayal bu arada vakit kaybetmeksizin Orhan Pamuk’a tehditler savuruyordu. Cin Ali’yi okumuş olabileceğini düşündürttü hep bana bu tavırlarıyla. Sırtı sıvazlanan eli kanlı kahraman katil, yanında cep telefonu sim kartlarını taşıyabilecek kadar özgürdü, hatta öylesine özgürdü ki, bu kartlar hakkında hiç bir işlem yapılmıyordu. Kana susamış katili taşıyan adliye araçlarında “Bu sıvazlama boşuna değil” sözünün ifade ettiği olgunun semptomu belirdi: “Ya Sev, Ya Terket!…” Bu arada ruhuna beton dökülmüş olan muhbir konuştu: “Ben cinayeti şu şu şu resmi makamlara bildirdim”. Dediği şöyledi: “Ben uyduruk bir muhbirciğim, salın beni”… Sonra bu sevgi kelebeği muhbirin, yine sevgi kelebeği istihbaratçı polis amcayla yaptığı telefon sohbetleri yayınlandı. “Sıktınız mı layn? …”  Polisin sevgi kelebekliği yüzünden, gözünün bir şey görmemesi pek çok işe sebep olmuştu anlaşılan. Hızlı yemek yapan uluslararası bir şirketin Trabzon şubesinin bombalanması, hristiyan bir din adamının öldürülmesi ve en son Hrant Dink.

Sonra TBMM çatısında bu cinayet bir komisyonla araştırılmağa başlandı. Muhbiri kullanan Emniyet yetkilerine dava açıldı, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün ihmali ortaya çıktı ve yüzünden meymenet akan İ.E.M. Celalettin Cerrah disipline verildi. Tabi bu arada müdür, önündeki 1 Mayıs gösterilerinde işçileri, emekçileri ve kadınları nasıl da döverimin hesabı içindeydi. Devlet’in tepkisi o kadar sertleşiyordu ki, Pelitlispor’un sahası kapatılıyordu… Bu arada soruşturma kapsamında  görev yapan müfettiş, sırt sıvazlayan polislerin yargılanmaması gerektiğini söylüyordu, nitekim pek de bir şey olmadı. Ne de olsa “nitekimler”in ülkesiydik.

Meymenetli müdürün ekürisi, konuştuğunun ne olduğu anlaşılamayan Vali Güler, cinayetin işleneceğine ilişkin istihbaratların kıytırık olduğu için kale alınmadığını söylüyordu. Gel zaman git zaman İçişleri Bakanı değişmiş yerine başka bir siyasetçi gelmişti: Atalay. Şanlı Türk Devlet töresi gereğince yüksek makamdakiler asla işe karışmaz, işler uzaktan denetlenirdi. Nitekim, İstanbul Emniyet’inin tekrar denetlenmesine karar verildi. Denetleme sonucunda ne mi oldu? İhbar yazısını Müdürlüğe ileten polis memurlarının yargılanabileceği belirtildi. Meymenetli müdür yine paçayı kurtarmıştı. Anlaşılan ilişkileri pek sağlamdı.

Hrant Dink cinayeti davası ilerledikçe garip işler de oldu. İşin içine bir MİT görevlisi de karıştı. Ama ortada olan olay şuydu: Sırtı sıvazlanan cevval milliyetçi gençler azmettirme konusunda hep birbirlerine pas atıyorlardı…  Yasin Hayal’in; “bizi polis güdüyordu” serzenişi ve babasının İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde bir takım yüksek yerlerdeki daire başkanından aldığı “Yasin bundan sonra daha iyi yaşayacak, cezaevinden kısa sürede çıkar, biz raporları ona göre hazırlarız” sözleri unutulmayanlar arasında geçecekti. Sırt sıvazlamalar artık apaçık yapılıyordu ve bunda herhangi kusur bulunmuyordu. Personelini pek seven devlet, onların yargılanmasını da istemiyordu: Bu sefer Trabzon Jandarma’da gerçekleşti sırt sıvazlamalar.

Bu arada, “ben istemem, ben istemem” diye tutturan ve sırtı sıvazlanan Ali Öz, en sonunda ite kaka yargılanabilecek hale getirildi ama, O’nu yargılayacak mahkemenin başkanı, tee uzun zaman önce hızlı yemek zincirinin Trabzon şubesini bombalayan Yasin Hayal’i serbest bırakan, afedersiniz kelime uygunsa “aferin koçum” diyen hakimdi. Sırt sıvazlamada kavramsal açılımlar gerçekleşiyordu.

Tam bu işler olurken, geçmişinin ne olduğu ortada olan (Şanlı Cumhuriyet Tarihi’nin bütün karanlık noktalarından çıkan isim) BBP başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve partisi ile, cinayet davasından tutukluları cevval milliyetçiler arasındaki ilişkiler ortaya çıkıyordu. Ellerinden kan damlayan Yazıcıoğlu, bu arada ortaya çıkan resimleri Avrupa Yakası’ndaki Burhan gibi “amaannn canım fotoğraf bunlar, pırttttt (dil çıkarark)” es geçiyordu. Bu arada BBP örügütünden bazı kişilerle işbirliği içinde restoran bombalama olayının gerçekleştirildiği ortaya çıkıyordu. Ne örgütmüş: Alperen Ocakları….

ve en son 7 Temmuz 2008 gününde gerçekleşen Hrant Dink davasının 6. ya da 7. ayağı. Sırtları askerler ve siviller tarafından sıvazlanmış bu hunharlar, mahkemede kahvehane havasında davranabilmişlerdir. Rahmetli Hrant Dink’in öldürülme sürecinde bilgi gizleyen, ihmali bulunan, sırt sıvazlayan, adam koruyan, vs. resmi personel de bugün vatan kurtarmışlar kervanında takallus etmiş bireyler olarak yerlerini almışlardır.

Şanlı Türkiye Cumhuriyeti Tarihi’nden, şanlı satırlar okudunuz…

Hrant Dink, okurdum, okurdum, okurdum. O’nunla heyecanlabilmek, belki de ağlayabilmek vardı şimdi.. Birbiri ile küs iki toplum için bir şanştı… Toprak oldu… Rahat uyu…

Filled under Political Thing, Türkçe.

Tags:

Your Ad Here