Ali Saydam Buyurmuş…

Ali Saydam

Akşam gazetesi yazarı sayın Ali Saydam “Benim ‘blog’um da yok Facebook üyeliğim de” başlıklı internet dünyasına eleştirel bir bakış taşıyan bir yazı kaleme almış. Yazının özetlenmiş bir haline gerek olmadığından, ilk önce yazıyı okumanızı salık veririm.

Facebook için yazdıklarını bir kenara bırakarak, bloglar için getirdiği eleştirilere cevap vermek isterim. Facebook gibi bir vakanın eleştirisini daha sonra yazacağım. Bir kere blog dediğimiz bir çeşit web sitesidir. Geleneksel web sitelerinde ayrıldığı noktalar ise kendine özgü bir ekosistemi olması. Blog öyle veya böyle bir çeşit gazete ve/veya basın organı olarak nitelendirilebilir. Zira bloglar bir yapay zeka yazılımı veya makinası tarafından oluşturulmuyor (belki yapılanlar vardır), bildiğiniz Ali Saydam gibi kanlı canlı insanlar tarafından oluşturuluyor. Bu insanların kimisi bu işi para kazanmak ve popüler olmak için yapar kimisi de içinde yaşadığı dünyada olup bitenleri eleştirmek ve/veya haber yapmak için. Spam tabir edilen bloglar dışında bir sürü blog artık ciddi bir basın organı olarak görülüyor. En son Burma’daki ayaklanmayı dünya toplumuna duyuran bölgedeki gazetecilerin veya sivillerin sahip olduğu bloglardı. Bloglar, Burma’daki müthiş hükümet baskısı altında çalışan gazetelerden çok daha önemli bir görevi yerine getirdi. Çünkü bireysel bir yayıncılık, adı üstünde bireysel olduğu için bağımsız olarak nitelendirilebilir. Bağlı olduğu kurum ve/veya kuruluş yoktur. (Ancak ödeme ile yazı yazılan bazı bloglar da mevcut, hatta özellikle ABD’de bu durumu örgütleyen bir çeşit pazar yeri olan web siteleri de mevcut. Bu blogların bağımsızlık çizgisi, reklam verenlerin varlığı ile sönüp gider. Bu işe girenlerin kimisi bunu şiddetle reddedebilir: “Hayır o blog girdisi dışında bağımsızım” ile başlayıp sonra da tartışmayı bir anda ad hominem’e doğru evirirler. Kaçırdıkları nokta, blog yazıları yazarken elde ettikleri popülerliği baki kılmak suretiyle bu ısmarlama yazıları yayınlayabilecekleri gerçeğidir. Adeta bir işçinin ruhunun makinanınkiyle yer değiştirmesi vakasında olduğu gibi, reklam ruhunun o blogun ruhuyla yer değiştirmesidir. Şu anda okuduğunuz blog da reklam yayınlamaktadır. Bu durum, bende hatırı olan bir arkadaşımın online reklamcılık hakkında hazırlmakta olduğu bir doktora tezi için veri toplamak amacıyla yapılmaktadır. Elde edilecek gelirler de UNICEF’e bağışlanacaktır.)

Ali Saydam’ın yakındığı bir nokta da bu blogların yeri yurdu olmamasıdır. Evet, bağımsızlık da budur ya, internet bağlantısının bulunduğu her yerden bloga ulaşılabilir, yazı yazılabilir. Örneğin, bu blogun yeri yurdu genellikle kendi odamdır. Sayın Saydam’ın sonuç fikrini iletmeden edemiyeceğim:

Sonuç: Ben internet ortamının, yeri yurdu belli, etkileşimli web siteleri ve ciddi CRM programlarına dayalı yapılar hariç, rüştünü kazanıp haysiyetli ve itibarlı bir iletişim aracı haline gelene kadar etkisinin fazla ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyorum.

Kendisi ciddi şekilde yanılmaktadır. İnternet’in bugün iletişim çağında bizlere yaşattığı dev dönüşüm sayın Saydam’ın olayları idrak etmekteki bilişsel düzeyini gözler önüne sermektedir. Bir kere kendi yazısı bile çoğu insana Akşam gaztesinin web sitesi aracılığı ile ulaşıyor. Gazete web siteleri de doğaları gereği blog benzeri yapılardır. Kişisel bir blogun büyük ölçekli örnekleridir. (Örneğin bugün RSS beslemesine sahip olmayan gazete web siteleri oldukça az…). İnternet’in ciddiyetini, saygınlığını, olanaklarını indirgeye indirgeye CRM (Herkes biliyor ya. Hava atıyor beyimiz. CRM: Customer Relationship Management - Müşteri İlişkileri Yönetimi) gibi yapılarla indirgeyen bir düşünce varsın hiç internet kullanmasın. TCP/IP protokolü kullanılarak elde edilen hiç mi hiç bir havadisi, haberi, bilgiyi kullanmasın… Kendi tabiriyle bizlerin bir kısmı “e-şerefsiz“, hakaret ediyor, eleştiriyormuşuz diye. Kendi idrak düzeyinde bir insan için anlaşılabilir yorumdur, sonuna kadar saygı duyuyorum ama ciddiye alınacak bir yargı olmadığını altını çizerek söylüyorum.

İnternet şirketleri şu kadar para kazandı, bu kadar büyüdüler, şöyle patladılar gibi haber veya yorum yazmaktan ekseriyetle kaçınırım. Ancak muhtemelen Facebook, Akşam’ın sahip olduğundan çok daha büyük bir binaya ve 10 tane Akşam gazetesi satın alacak bir güce sahip. Bunu kesinlikle bir aşağılama/benim babam senin babanı döver olarak söylemiyorum. Sadece ne kadar sevmesem de bir durum tespiti olarak söylüyorum.

“rüştünü kazanıp haysiyetli ve itibarlı bir iletişim aracı haline gelene kadar etkisinin fazla ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyorum.” Bu laf ise bizlerin oluşturduğu bu ekosistemin dolayısıyla bizim herhangi rüşde sahip olmadığımızı, hasiyetsiz olduğumuzu söylüyor. Bu durumda bize alenen hakaret ediyor. Bu hakaretin doğrudan bir hedefi olmadığı için kendisi bu iş içinden rahatlıkla sıyrılabilir. Aklınca kıvrak bir manevra ile kıytırık bir sonuç cümlesi yazarak herkese hakaret etmeği kendi haysiyetinin bir parçası olduğunu itiraf etmiştir.

Gerisini siz düşünün artık.

Set Goebbels = Goebbels +1.

Tags: , , ,

Posted on 12 December '07 by admin, under Political Thing, Türkçe.