Kendisi mi böyle olmak istedi, yoksa Žižek’den çok Žižekçiler mi kendisini bu hale soktu bilmiyorum ama eni konu değerli bir insandır. Sublime Object of Ideology ile tanışmıştım kendisiyle, hatırlarım, kitap bir ara elimden düşmezdi.
Gel zaman git zaman öyle bir hale dönüştü ki bu Žižekmania artık sonu ne zaman gelir bilemiyorum. Ideoloji kavramını tartışırken bile Žižek’e karşı çıksanız mutlaka ortamda size kötü kötü bakan insanlar olacaktır. Olay bir ara iyice çığrından çıkıp, Žižek’in bir fotomodelvari bir kadınla eviliğinin fotoğraflarının basına sızmasına kadar gelmişti. Kendisi hakkında çekilen belgeseller bir yana dursun, A.B.D.’de yaşayan bir arkadaşım bir konferansında Žižek amcamızla tanışan bir kızın histerik göz yaşlarına tutuluşunu bile anlatmıştı -teyyid ettiremedim, geçerliliğinden emin değilim-.
Felsefi üretimi bir yana dursun, pop müziği konserine çıkan şarkıcıların ardından çılgınlar gibi bağıran ve dokunulabilecek tanrılar arayan o insanlar… Söylenebilecek çok şey var. Tavsiyemdir ki, Slavoj Žižek’in kendisini sadece üretimleri ile değerlendirmenizdir.
Kendisiyle 11 Mart’ta ve 12 Mayıs (dün) yapılan ve Democracy Now‘da yayınlanan söyleşilere de sırasıyla bu bağlantıdan ve buradan ulaşabilirsiniz.
Sayın seyirciler şimdi karşınızda Sibel Tüzün’den Süperstar…
Sipru‘nun özgün bir Linux veya Mac sürümünün olmayacağı -en azından yakın gelecekte- açıkça görüldüğünden, MacOS için olmasa bile Sipru’yu Linux üzerinde çalıştırma cambazlıklarına devam etme kararı sonucu, hem Wine Projesine katkısı olabileceği, hem de düşük bir olasılık olsa da Wine ile Sipru’yu çalıştırabilir miyiz amacıyla, Sipru’yu Wine’ın AppDB (Application Database) veritabanına ekledim.
Gerçi, bu aralar bahardan mıdır bilemem, Sipru projesinden hiç ses çıkmıyor. Doğuş Yayın Grubu A.Ş.‘den de aynı şekilde. Sipru’nun diğer beta sürümlerinin yayınlanma sıklığı göz önüne alındığında, Beta 1.2.9 sürümünden bu yana oldukça uzun bir zaman geçti. Proje ne halde bilmiyorum. Bir de yorum eklemek isterim ki, Video on Demand özelliğinin hayata geçmeden kaldırılmış olması biraz can sıkıcı çünkü kaçırdığımız ya da daha sonra tekrar seyretmek istediğimiz bir sürü TV programı var…
Velhasılıkelam uygulama kısa süre içinde kabul edildi ve ilk hata kaydını girdim. Sağolsunlar Wine emekçileri, hemen tepki vererek kafa yormağa başladılar ve Sipru’yu Wine ile çalıştırmağa çalışırken ortaya çıkan winhlp32.exe hatasını anlamlandırmağa çalıştılar. Ne güzel bir sürprizdir ki 2 gün içinde ilk yama geldi bu hataya ilişkin.
Eğer siz de bu projeye ilgi duyuyorsanız, WineHQ’dan AppDB’ye girerek Sipru’nun çalıştırılabilmesi için katkı yapabilirsiniz.
Not düşmeliyim, bu bir tersine mühendislik uğraşı değil sadece Sipru’yu Wine uyumluluk katmanını kullanarak Linux altında işlevsel kılabilme uğraşıdır.
Rhine Nehri ( Hollandaca yazılışı Rijn) Avrupa’nın en önemli nehri. Oldukça uzun: Yaklaşık 1300 km uzunluğunda. Avrupa’da girip çıktığı ülke sayısını okuyunca insanın dudağı uçukluyor. Bu sayı tam olarak 9: İsviçre, İtalya, Liechtenstein, Avusturya, Almanya, Fransa, Lüksemburg, Belçika ve son olarak Hollanda. İsviçre’de hayat bulan, Hollanda’da Kuzey Denizi’ne kavuşan bir nehir. Merriam-Webster’dan öğrendiğimize göre nehrin adının kökeni proto Hint-Avrupa anadiline dayanıyor: *reie-. (akmak, koşmak manalarında. Aynı kökenden gelen İngilizce bir fiil Run:Koşmak)
Suyun varlığı, insan denen türün hem yaşam kaynağı hem de birlikte yaşamasının temel şartlarından biri. Rijn nehrinin insanların yaşantısı ile ortak olduğu nokta, nehrin etrafında yaşamlarını kuran insanların emek tarihidir. Rijn’ı değerli kılan emektir, ekonomik faaliyettir. Milyonlarca insanın ve canlının hayatı bu kudretli nehre bağlı… Kirliliğin nehrin varlığına yönelik en büyük tehlike olduğunu açıklamağa gerek yok. Eğer kapitalizm Rijn’ı yok etmeği başaramazsa nehrin bu önemi hep böyle devam edecek. Çok yaşa Rijn!
Biz de güzel bir bahar gününde, Rijn’ın kenarına piknik yapmağa gittik. Yedik, içtik, eğlendik, koyunlarla oynadık. O neşeli anların videosu için –> (more…)
Radikal Gazetesi web sitesi bugün etraflıca bir tasarım değişikliğine uğradı. Ancak yapılan değişiklik sonucu sayfanın üst kısmı Firefox 3 (beta 5) (aslında bütün Gecko Rendering Engine kullananlar), Safari 3.1.1 ve IE8 tarayıcıları kullanılarak düzgün olarak görüntülenemiyor. Ancak bu eksiklik dışında güzel olduğu rahatlıkla söylenebilir. Blog vari havasıyla daha kullanışlı hale gelmiş fakat ilk göz attığımda “Sanal Alem”‘e erişim yoktu ancak haftaya pazartesi bu durum düzelecektir diye düşünüyorum. Bir yenilik daha var: Diğer bütün büyük gazetelerin web sitelerinin kullandığı 180 saniyede bir sayfa yenileme kurnazlığı kervanına artık Radikal de katılmıştır. Gelsin paralar
Her ne kadar içinde Hasan Celal Güzel gibi karanlık ve faşist tipleri bulundursa da, Türkiye basınında okunabilecek nadir gazetelerden. Doğan grubunun bir gazetesi olmasına rağmen Ertuğrul Özkök saçmalıklarının, sanrılarının, faşizminin, budalalıklarının Radikal‘e bulaşmaması ya da “az bulaşmış” olması sevindirici. Sözün kısası, ırkçı-milliyetçi tavırla insanı kusma derecesine getirebilen Türkiye basınında hala okunabilecek nadir gazetelerden biridir, gazeteye ulaşamıyorsanız internet baskısının sizi yeni bir arayüzüyle karşılayacağını söylemek isterim. Bir de biraz temizlik yapsalar. (Ayrıca sorgusuz sualsiz işten çıkarılan 44 gazetecinin hali ne olmuştur? Radikal ve/veya Doğan bu konuya açıklık getirmelidir.)
Güncelleme:
Eski canım CentOS sunucu terkedilmiş yerine Windows koyulmuş, artık ASP ile yürüyen bir Radikal var (-1).
RSS beslemelerinde sorunlar var: eski yeni farkı. (-1)
Yeni tarayıcılar ile uyumsuz: Yazılarda paragraf vs. gibi okunabilirliği artıran hiç bir önlem yok şimdilik (-1)
Uyumsuz tarayıcılara WebKit Framework kullanlar da dahil edilebilir…
Karar: Olmamış Radikal, hiç olmamış… Karar 2: Söylemeğe dilim varmıyor ama The New York Times‘a halaoğlu gelmiş
Tarama örnekleri için bu bağlantıyı kullanın –> (more…)
Biraz gayret, biraz forumları karıştırmak, az buçuk programcılık bilgisi ve becresi, biraz fantazi ve sonunda Sipru’nun tam işlevsel olarak GNU/Linux sistemde çalıştırılması…
Bu işe başlarken Wine‘da yapmadığım cambazlık kalmamıştı ve neticesinde Sipru’yu çalıştırmayı başaramamıştım. İşletim sistemi düzeyinde sanallaştırma yazılımları ile (Vmware, Virtualbox gibi…) Sipru çalıştırılabiliyordu sorunsuz olarak. Ancak benim isteğim, koskoca bir işletim sistemini bir programı çalıştırmak için başlatmamaktı. Sipru’yu Linux altında çalıştırmayı kısmen de olsa becerebildim diyebilirim ancak bu deneysel bir çalışmadır, güvenilmezdir, hiç bir güvenlik çözümlemesi yapılmamıştır, işin başlangıcındayımdır… Vakit bulursam ayrıntısı ile anlatmağa ve geliştirmeğe devam edeceğim.
Elde ettiğim sonuçlara gelirsek: Yüksek mertebede işlemci kullanımı ile hararet yapıp su kaynatan bir bilgisayar, video gösterim başarımının Windows’ta çalıştırılan Sipru’ya oranla düşük olması, GTK’sızlık :D, 200 MB’ye varan bellek kullanımı… (Videodaki aksamalar ekran kayıt uygulamasının çalışması sonucu oluştu. Ancak pencere pozisyonu değiştirildiğinde ortaya çıkan gariplikler hem video kaydı çalışırken hem de çalışmıyorken vardı.)
Ne olurdu bu tip cambazlıklara gerek kalmasaydı… Örneğin Sopcast’ı düşünüyorum, Linux’ta çalışan bir istemcisi mevcut ve basit bir arayüz varlığında uygun medya oynatıcısı ile sorunsuz biçimde kullanılabiliyor. Sipru’nun çekincelerini anlayabiliyorum, yayınlanan programların kayıt edilmesini engellemek örneğin. Wine kullanarak çalıştırılabilse (bkz. Picasa Linux edition)… Bilmiyorum, programcı değilim ki ya da yazılım üreten şirket sahibi…